31 Ocak 2011 Pazartesi

Oleksandr Aliyev ve Freddy Adu


Birbirleriyle bir şekilde bağlantılı, ilginç ve nostaljik olay ve kişilerin aklımda olduğu birkaç gün yaşıyorum. Odamdaki eski gazetelerin spor sayfası arşivimi düzenlerken, hafızamda en çok yer etmiş turnuvalardan (ki aslında 2005 yılı çok da nostaljik sayılmaz) 2005 FIFA Dünya Gençler Şampiyonası ve izlediğim maçlarda dikkatimi çeken futbolculara şöyle bir göz attım.

Aklımda en çok yer eden adam, Oleksandr Aliyev. Nedeni de gruptaki Türkiye-Ukrayna maçında attığı harika frikik golü:


2-2 biten o maçta, Sezer Öztürk ile karşılıklı harika ikişer gol atmışlardı. Aliyev geçtiğimiz sezonu Lokomotiv Moskova'da geçirdi. Takımı ligi 5. bitirirken, kendisi de 14 golle gol krallığında 2. sırayı aldı (5 de asisti varmış). Geçenlerde bir içki masasında andığımız bu Ukraynalı dışında o turnuvanın göz bebekleri Leo Messi, Taye Taiwo, Obi Mikel ve Owusu-Abeyie idi. 2011 gözüyle o turnuvanın kadrolarına (http://www.rsssf.com/tablesw/wyc05.html#rosters) bakınca, şu an dünya yıldızı olan birçok gencin yanı sıra, bir baltaya sap olamamış hayal kırıklıkları da fazlasıyla göze çarpıyor. O turnuvada müthiş oynayan, Hollandalı "yeni Henry" Quincy Owusu-Abeyie, Arsene Wenger'in elinde bile adam olamadan birkaç sene içinde Spartak Moskova, Celta Vigo, Birmingham City, Cardiff City, Portsmouth ve Al-Sadd takımlarını dolaştıktan sonra şu sıralar Malaga'da yeniden parlamaya çalışıyor.


Yazımın başında belirttiğim gibi, bu 2005 nostaljisinin sebeplerinden biri ve başlığa da adını veren kişi Freddy Adu. Herhalde dünya futbol (ve aslında pazarlama) tarihinde böyle bir adam daha yoktur ki henüz 13 yaşında bilgisayar oyunlarındaki özellikleriyle ünlü olacak, dünyanın reklam anlaşmalarını yapacak ve bundan 7-8 sene sonra 2.lige, Çaykur Rizespor'a transfer olacak. Zaten o 7 senelik dilimde de hiçbir varlık gösteremediğini söylemek lazım. Hatırlayamadığım başka bir futbolcu yoksa, Adu bu transferle birlikte Bobo ve Isaac Promise'in ardından o turnuvadan ülkemize gelen 3. futbolcu oldu.

Yeri gelmişken o turnuvadaki kadromuza da bakalım:

Kaleciler: Serkan Kırıntılı, Şener Özcan, Bekir Küçükertaş

Defanslar: Uğur Uçar, Ergün Teber, Yasin Çakmak, Aytaç Ak, Sezer Sezgin, Murat Özavcı, Ozan Tahtaişleyen, Hakan Aslantaş

Orta sahalar: Zafer Sakar, Burak Yılmaz, Sezer Öztürk, Selçuk İnan, Gürhan Gürsoy

Forvetler: Kerim Zengin, Olcan Adın, Gökhan Güleç, Ergin Keleş, Ali Öztürk

En iyi üçüncülerden biri olup çıktığımız grubun ardından 2. turda İspanya'ya 3-0 yenilerek elenmiştik. Kadroya bakınca, sokakta görsem tanımayacağım birkaç futbolcunun dışında, en büyük gelişme kaydeden ya da hala göz önünde olan futbolcuların Serkan, Selçuk, Burak, Sezer ve Olcan olduğunu söylemek yalan olmaz. Ki bu futbolcuların bile birçoğunun potansiyelini yakalayamamış olması Türk futbolunun başlıca altyapı sorunu ve bambaşka bir konu başlığı...

Bu arada, 2011 FIFA 20 Yaş Altı Dünya Kupası, bu yaz 29 Temmuz-20 Ağustos tarihleri arasında Kolombiya'da yapılacak.

Not: Başlık-Fotoğraf uyumsuzluğunu açıklamak istedim. Fotoğrafta Adu'nun yanındaki eleman tabi ki Oleksandr Aliyev değil, Çaykur Rizespor'un diğer transferi Erdem Şen.

30 Ocak 2011 Pazar

Hocanın Dediği


"Gerçek dost, herkes ceketini almış çıkmaya hazırlanırken kapıdan içeriye giren kişidir"

Alex Ferguson

Kaynak: Bir+Bir dergisi Mayıs sayısı

29 Ocak 2011 Cumartesi

Spot Işıkları #1 - Portekiz Milli Takımı


Blogda, gündemdeki bir konuyu veya önceden yaptığım bir araştırmanın notlarını paylaşmak adına "spot ışıkları" isimli bir bölüm oluşturmaya karar verdim. Aynı format altında değişik konuları tartışmak istediğim bölümün ilk maddesini ise Portekiz Milli Takımı oluşturuyor.

Neden Gündemde?

Portekiz'i Avrupa'nın büyük turnuvasına bir yıldan fazla bir süre kala gündeme taşıyan öncelikle Beşiktaş'ın transferleri oldu. 9 Şubat'ta oynanacak Arjantin - Portekiz hazırlık karşılaşmasına Beşiktaş'ın 3 oyuncusu birden davet edildi. Bunun dışında son hazırlık maçlarında İspanya karşısında aldıkları 4-0'lık sonuç da Portekiz'in hedef büyütme vaktinin geldiğini gösterdi.

Hikayenin buraya kadar olan kısmı


Hikayenin 2010 Dünya kupası öncesine kadar olan kısmına buradan ulaşabilirsiniz. 2010 Dünya Kupası'nda ise iz bırakamadan elenen bir Portekiz vardı. Kuzey Kore karşısında aldıkları 7-0'lık galibiyet dışında oynadıkları 3 maçta gol dahi atamayan Portekizliler, İspanya karşısında direnç gösteremeden David Villa'nın golüyle teslim oldular. Brezilya, Fildişi ve İspanya'yı görünce fikstürün onlara yardımcı olmadığını söyleyebiliriz; ama kadro kalitesi Hollanda'dan pek de aşağı olmayan bu takım için son 16'da elenmek ciddi bir hayal kırıklığıydı.

Sonrasında gelen Euro 2012 elemelerinin ilk iki maçında alınan 1 puan çok da kredisi kalmayan Queiroz'un görevden alınmasına neden oldu. Yerine geçen Paulo Bento ise ilk üç maçında bu koltuk için doğru isim olduğunu gösterdi. Grupta alınan iki galibiyet üzerine hazırlık maçında gelen 4-0'lık İspanya galibiyeti takımın Euro 2012'ye katılamamanın ne anlama geldiğini fark ettiğinin bir işareti.

Paulo Bento'nun doğru tercih olmasının ardında ise bu galibiyetlerden fazlası var. Oyunculuk kariyerinin son 4 yılını Sporting'de geçiren Bento, bu dönemde takımın temel taşı Cristiano Ronaldo ve Q7'nin takım arkadaşı. Oyunculuk kariyeri sonrası Sporting'in başına geçen Bento, bu dönemde yeni Portekiz'in iskeletini oluşturacak olan Nani, Moutinho ve Miguel Veloso gibi isimleri keşfeden teknik direktör. Kadronun temel taşlarının sevdiği ve yakından tanıdığı bir isim olan Paulo Bento, yeni dönemde takımı Euro 2012'nin şampiyonluk adayları arasına sokmak için çalışacak.

Artılar


1)Kadro yapısı

Dünya Kupası'nın ardından Deco, Simao ve Tiago gibi isimlerin milli takımı bırakması ilk bakışta kadro kalitesini düşürmüşe benziyor. Ancak Dünya Kupası'ndan sonra 10 kadar değişik ismin alındığı yeni Portekiz kadrosunda baktığınızda genç ve birbirine yakın yaşlardaki oyunculardan kurulu bir ekiple karşılaşıyorsunuz. Ricardo Carvalho dışında 30 yaşın üstünde bir ismin bulunmadığı takımda aynı jenerasyonlardan yetişen oyuncuların fazlalığı İspanya kadrosunun 2006'daki halini hatırlatıyor. O dönemde yetenekli; ancak kendini ispatlamamış Villa, Iniesta, Torres gibi genç oyunculardan kurulan takım, oyuncuların isimleriyle paralel olarak büyüyünce ortaya modern futbolun yenilmez armadası çıkmıştı.

2)Paulo Bento'nun Kattığı Olumlu Hava

Milli takımlar teknik direktör - futbolcu ilişkilerinin psikolojik yönünün fazlasıyla ortaya çıktığı yerlerdir. Fatih Terim'in milli takımın başında olduğu dönemler ve Guus Hiddink'in gittiği milli takımların oyuncularının Hiddink hakkındaki olumlu görüşleri iyi ilişkilerin milli takımda ne kadar önemli olduğunun ispatı.(Ji-Sung Park Hiddink için manevi babam diyor) Bu açıdan baktığımızda Queiroz ile Portekizli oyuncuların çok da birbirlerine ısınamadıkları gözlemlenebiliyordu. Takımda pek çok kişinin sevip saydığı, bir anlamda ağabey gözüyle baktığı Paulo Bento, Portekiz milli takımına yeniden hava katacak gibi görünüyor.

3)Cristiano Ronaldo Faktörü

Messi'nin coğrafi nedenlerle katılamayacağı 2012'nin en büyük yıldızı Cristiano Ronaldo olacak. Turnuva başladığında 27 yaşına gelecek olan CR7'nin kolundaki kaptanlık bandının sorumluluğunu daha iyi taşıyabileceği Euro 2012'de, sponsorların ve medyanın yıldızı parlatmak için verecekleri destek ile Portekiz'in rüzgarı arkasına almak için pek çok fırsatı olacak.

Eksiler



1) İstikrarsız Sonuçlar

Portekiz'in elindeki güçlü kadroya karşın gruptaki yarışta ipleri Norveç'in eline verdiğini söylemek gerekiyor. Deplasmanda 1-0 kaybettikleri Norveç grupta 2 puan önlerinde lider, hem de maç eksiğiyle. Eğer rövanşta Norveç'i yenemezler ise muhtemelen play-off oynamak durumunda kalacaklar. Play-off'ları geçip turnuvaya katılsalar dahi, alınan istikrarsız sonuçlar takımın sıkça krize girmesine ve büyük hedeflere odaklanamamasına neden olacaktır.

2) Ronaldo Dışında Kendini İspatlamış Oyuncu Eksikliği

Kadroda 30 yaşın üstünde tek bir oyuncu bulundurmak uzun vadeli planlar için önemli bir avantaj; ancak finale uzanmak isteyen bir takımın Figo, Rui Costa, Deco gibi Şampiyonlar Ligi ve çeşitli şampiyonluklar kazanarak kendini ispat etmiş isimlere ihtiyacı var. Mevcut kadroda bu kalibredeki iki isim Ronaldo ve Carvalho. Takımın büyük hedeflere gidebilmesi için Veloso, Danny, Moutinho gibi isimlerin FM wonderkid'liğinin ötesine geçmesi gerekiyor. Bu yıl Nani'nin bu doğrultuda iyi ışıklar verdiğini söylemek lazım.

3) Santrafor Belirsizliği

Portekiz milli takımının santraforunun Beşiktaş forması giyiyor oluşu biz taraftarlar adına gurur verici; ancak Portekiz'den bakanlara göre Almeida bu kararla hedef küçülttü. Onlara da hak vermek gerekiyor, zira adamlar Ronaldo ve Nani gibi iki kanadın önünde aynı ayarda bir oyuncu görmek isityorlar. Almeida'nın alternatifi ise kariyerinin son 2,5 yılında 8 gol atabilen Helder Postiga. Figo ve Rui costa'lı altın jenerasyonundan beri santrafor sıkıntısı çeken Portekizlilerin bu derdine çare olacak bir golcü yetişecek mi? Almeida ve Postiga bu boşluğu doldurabilir mi? Şu ana kadar bu soruların cevabı olumsuz görünüyor.

Esas Soru: Portekiz EURO 2012'yi kazanabilir mi?


Futbol dünyasının bugünlerde pek dile getirdiği bir soru değil; ancak İspanya'yı plajda bile 4-0 yensen sorulacak soru budur. Yine de kupaya katılması bile şüpheliyken, bu soruya evet yanıtını vermek oldukça zor. Santrafor dışında ciddi eksiği gözükmeyen; Coentrao, Veloso, Moutinho, Nani gibi parlamayı bekleyen yıldız adaylarıyla dolu olan bu takımın bu ana iskeletle 3 turnuva çıkarabileceğini göz önüne alarak, Portekiz'in 2012'yi hedef yerine basamak turnuva olarak göreceğini düşünüyorum. Bu turnuvada elde edecekleri yarı final ve üzeri bir sonuç, onları 2014 ve 2016 için ciddi favoriler arasına sokacaktır. Tabii turnuvada Çarşı'nın desteğini arkalarına alıp sürpriz bir şampiyonluk çıkarma ihtimalleri de var.

2010 Toplama Albümü - Yaz Helvası



Toplama albümün 2010 versiyonu da nihayet piyasa çıkıyor. Yıkıcı eleştirileri önleyebilmek adına bir kez daha Emrah'ın naif bakışlarıyla dinleyicinin gönlünü alma çabasındayım. Albümün ilk ve son parçaları yılın en iyi albümüne imza attıklarını düşündüğüm Gogol Bordello'dan, geri kalan isimler albümde bir kez boy göstermekteler. Emrah muhabbetinin kaynağını merak edenler ve geçen yılki listeye göz atmak isteyenler buradan buyursunlar.

A Yüzü - Vur Patlasın Çal Oynasın

1. Gogol Bordello - Pala Tute

Pala Tute - Gogol Bordello by MusicManners

2. Daft Punk - Derezzed

Derezzed by yupanki

3. Gorillaz - Doncamatic

Gorillaz Ft. Daley - Doncamatic by Marionn

4. MIA - Born Free

MIA - Born Free (Album Version) by The Drift Record Shop

5. Janelle Monae - Tightrope

Janelle Monae - Tightrope by agblends


B Yüzü - Beni Sarar Melankoli

6. Mor ve Ötesi - Araf

Mor ve Ötesi - Araf by gezgin

7. Belle & Sebastian - I Didn't See It Coming

01 - i didn't see it coming by pamela77

8. Amy MacDonald - Don't Tell Me That It's Over



9. Manic Street Preachers - Golden Platitudes

MANIC STREET PREACHERS - Golden Platitudes by Teplohead

10. Gogol Bordello - Sun Is On My Side



Dipnot: Amy ve Gogol Bordello'ya youtube videolarıyla kıyak yaptığım sanılmasın, şarkıların akustik versiyonları albümümüzün halet-i ruhiyesine daha uygun olduğu için bu seçimleri yaptım. Amy'nin giriş konuşmasında aksanına dikkat çeker, Janelle Monae'nin tuhaf dansının yer aldığı klibi de görmenizi tavsiye ederim.

28 Ocak 2011 Cuma

Oasis - The Importance of Being Idle



I sold my soul for the second time
'Cause the man don't pay me
I begged my landlord for some more time,
He said "Son, the bills are waiting"

My best friend called me the other night,
He said "Man, are you crazy?"
My girlfriend told me to get a life,
She said "Boy, you lazy"

But I don't mind
As long as there's a bed beneath the stars that shine
I'll be fine, if you give me a minute, a man's got a limit,
I can't get a life if my heart's not in it

I don't mind
As long as there's a bed beneath the stars that shine
I'll be fine, give me a minute, a man's got a limit,
I can't get a life if my heart's not in it

I lost my faith in the summer time
'Cause it don't stop raining
The sky all day is as black as night
But I'm not complaining

I begged my doctor for one more line,
He says "Son, words fail me"
It ain't no place to be killing time,
I guess I'm just lazy

I don't mind
As long as there's a bed beneath the stars that shine
I'll be fine, give me a minute, a man's got a limit,
I can't get a life if my heart's not in it

Sınıra yaklaştığınızı hissettiğinizde dinlemesi ayrı bir keyif olan nadide bir Oasis eseri. Ben mezar ölçüsü aldırmaya gittim, yakında dönerim.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Ricky


Futbolu sadece kupalar için değil, yaşadığı acı tatlı anılar için sevenlerin unutamayacağı türde bir adam. Ömrüm olursa daha yüzlercesini izleyeceğim Beşiktaş maçlarında yıllar sonra sık sık kullanacağım "Quaresma vardı bizde, şimdi onun ayağında olsaydı 90'a çakmıştı" repliği kendisini sevmek için yeterli sebeptir.

23 Ocak 2011 Pazar

Yılın En'leri 2010: Popüler Kültür Ödülleri - Düzeltme


Yılın Performansı: Natalie Portman (Black Swan)

Bu uydurma ödülleri verirken en ciddi sorun yılın bitimiyle birlikte o yıla ait önemli filmlerin hepsini izleme şansı bulamamak. Zaten farklı yazılar altında birden fazla kez bu sorunu dile getirmiştim. Yine de son ödülleri vermek için bir gün daha bekleseydim, Darren Aronofsky'nin Black Swan filminde döktüren Natalie Portman'a yer vermek için bu düzeltmeye ihtiyaç duymazdım. Jessie Eisenberg'de iyiydi hoştu ama Natalie Portman'ın performansı bana Daniel Day-Lewis'in There Will Be Blood filmindeki gövde gösterisinden bu yana sinemada izlediğim en iyisi gibi geliyor. Bu nedenle büyük bir yüzsüzlük örneği göstererek verdiğim ödülü Eisenberg'in elinden geri alıyor (eminim onun da çok umrunda olmuştur) ve siyah-beyaz kuğumuz Natalie'ye takdim ediyorum.