A Milli Takım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
A Milli Takım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2012 Pazartesi

A Milli Takım – “Türk Milli Takımı Brezilya’ya Gidemiyor Mu?”



2010 Dünya Kupası vuvuzela ve ahtapot Paul ile olduğu kadar, 4-2-3-1 dizilişinin diğer dizilişlere olan üstünlüğü ile de hatırlanacak. Bu kupayı ilk üç sırada tamamlayan İspanya, Hollanda ve Almanya’nın, çeşitli farklılıklarla benimsediği bu diziliş, santraforların ve onların arkalarındaki üçlülerinin etkinliğinin belirleyici faktör olmasını sağlamıştı. Forvet arkalarında konumlanan bu üçlülerin ön plana çıkmalarında; hücum oyuncularının defans dörtlülerinin pozisyonlarını kaybetmeleri için maç boyunca sürdürdükleri topsuz hareketler; Xavi, Iniesta, Mesut Özil, Müller, Sneijder ve Robben gibi oyuncuların bireysel yetenekleri kadar önemli bir rol oynamıştı. Topsuz oyunun hala belirleyici olduğunu, Romanya’dan yediğimiz golde Marica’nın orta sahaya doğru yaptığı koşu ile bir kez daha gördük. Koşu sonrasında stoperin onu kovalaması defansta boşluk yaratı ve o boşluğa doğru yapılan koşu, Volkan’ın hatasıyla birleşip maçın tek golünü meydana getirdi.

4-2-3-1’in futbolda egemen hale gelmesinin arkasında basit bir matematik yatıyor. Dört bant üzerinde oynanan sistem orta saha oyuncularının hücum alanına yaklaşmasını ve santraforların alan boşaltmak için yaptıkları koşulardan 4-4-2 sisteminde olduğu gibi bir değil üç oyuncunun faydalanmasını sağlıyor. Oyunun gün geçtikçe artan hızına uyum sağlayıp hareketin edenlerin ve iki hamle sonrasını önceden hesaplayabilenlerin avantaj elde etmelerini sağlayan bu diziliş, bugün Real Madrid, Bayern Münih, Dortmund, Chelsea, Manchester United, Arsenal gibi pek çok üst düzey takımın tercihi haline geldi.

Santraforun arkasındaki üç oyuncunun da tempolu oynaması gerektiği için, dizilişteki değişim doğal olarak 10 numara olarak bilinen oyuncuların rollerinde de değişimi beraberinde getirdi. Örneğin, Real Madrid’in eski 10 numarası Zidane ile merkez kanat olarak da nitelenen yeni 10 numara Mesut Özil’in topla buluştukları bölgeler arasında yapılacak bir karşılaştırma, oyundaki değişimin daha kolay anlaşılmasını sağlayacaktır. Milli takımda Arda’nın rolü üzerine konuşurken, bu detaya dikkat etmek gerektiği için bu değişimi ayrıca not etmek istedim.

Milli takımın sorunlarını tespit edebilmek için, 4-2-3-1 dizilişi üzerine bu uzunca girişe ihtiyaç var. Girişte paylaştığım notlar, öncelikle Abdullah Avcı’nın neden bu düzeni tercih ettiğini anlamamızı sağlayacaktır. 3-0 mağlup olarak Euro 2012’ye gitme şansımızı kaybettiğimiz Hırvatistan maçında 4-3-3 dizilişiyle sahadaydık. Hücum organizasyonlarımızı gerçekleştirmek için hücumda Arda – Burak – Hamit’in etkinliğine, orta sahada da Selçuk İnan – Emre Belözoğlu’nun yaratıcılığına güvenen düzen, oyun merkezinin rakip sahanın çok gerisinde kaldığı, hücumda çoğalamayan bir milli takım yaratmıştı. Abdullah Avcı bunu aşabilmek için Arda’nın merkez kanat rolüne soyunduğu ve üç skor katkısı verilen oyuncu tarafından desteklenen bir yapıyı tercih etti. Almanya’nın 2010 Dünya Kupası’nda kullandığı Mesut +  Podolski – Klose - Müller dörtlüsüne benzetilebilecek yeni yapı, hazırlık maçlarında Umut, Sercan ve Burak’ın birlikte oynarlarken skora katkı vermeleriyle bizleri ümitlendirdi.

Elemelerde üç maç sonunda 3 puanda kalmamız ise, yazın oluşan ümitlerimizi tükenme noktasına getirdi. İç sahada Romanya’ya kaybedilen maçı, deplasmandaki Romanya veya içerideki Hollanda maçlarında telafi edemediğimiz takdirde, üst üste üçüncü Dünya Kupası’nı kaçıracağız. Turnuvaya bir buçuk yıldan fazla bir süre varken içine düştüğümüz karamsar tablodan çıkabilmek için, öncelikle planların neden tutmadığına göz atmak gerekiyor. 4-2-3-1’i mükemmelleştirme amacındaki Nationalmannschaft’ın oyuncularının rolleri ile bizim oyuncuların rollerini karşılaştırmak, bu konuda bize faydalı veriler sunabilir. Bu karşılaştırmayı yaptığımda, stoperlerimizin hem oyunu yönlendirmede hem de rakibi karşılamada güçsüz kalmalarının, Khedira – Mehmet Topal farkının ve hücum üçlümüzün top kontrol etme, boş alan yaratma ve pas trafiğine katılmada etkisiz kalmalarının temel farkları yarattığını düşünüyorum.


Almanya’nın elindeki oyuncuların bireysel kaliteleri ile yapılacak bir kıyaslamadan ziyade, elimden geldiğince oyuncularımızın biçilen rollere uygunluğunu sorgulamak istiyorum. Bunun için de örneğin, Gökhan Gönül ile Philipp Lahm arasındaki devamlılık, oyun temposu ve skora doğrudan etki gibi unsurlarda gözlemlenebilecek kalite farkını, oyun içinde kendilerine biçilen benzer role uygunlukları nedeniyle göz ardı etmek gerekiyor. Zaten bek oyuncularımız, 4-2-3-1’de kendilerine çizilen role uygun şekilde hareket ederek bize pek problem çıkarmıyorlar. Romanya maçının ikinci dakikasında Hasan Ali’nin Sercan – Arda ve Emre üçlüsüyle birlikte geliştirdiği sol kanat akını, ortanın etkisizliğini bir kenara bırakırsak maç içindeki olumlu hareketlerimizden biriydi. Arda’nın merkez kanat rolüne uygun biçimde, özellikle sol kanadı etkili işletmesi de Hasan Ali’nin olumlu bir görüntü vermesini sağladı.

Mehmet Topal – Khedira karşılaştırmasında ise, özel bir rol üstlenen iki oyuncu arasındaki kalite farkından bahsetmeden, oyunun gidişatına olan etkilerini değerlendiremeyiz. Günümüz futbolunda kıymeti en az bilinen oyunculardan birisi olduğunu düşündüğüm Khedira, sahadaki her çime ayak basmaya gayret eden oyun yapısıyla Alman takımının makine düzeninde işlemesine en çok katkı yapan oyuncuların başında geliyor. Defansta ve hücumda gerek kanat gerekse merkezden gerçekleştirilen bütün organizasyonlarda takımının bir kişi fazla olmasını sağlayan Khedira, defanstan orta sahaya taşıdığı topları kanatta bekleyen Mesut ile buluşturunca görevini tamamladığına inanmayan, yeri geldiğinde stoperlerden biriyle eşleşip rakip defans hattını ceza sahasına iterek Schweinsteiger’e, yeri geldiğinde kanattaki oyuncu sayısını dörde çıkararak bir oyuncunun kale çizgisine inmesini sağlayan, en az dört ciğer gerektiren bir oyun tarzına sahip. Buna karşılık Mehmet Topal, toplu oyunda hiç görünmemesi, pas trafiğine katılmaması, öte yandan da hücuma çıkan beklerin kademesine geçerek defansı üçlememesi nedeniyle milli takıma katkısı oldukça sınırlı bir oyuncu görünümünde. Topal eleme maçlarında, kendisine 4-2-3-1 düzeninde verilen role hiç uygun olmadığının işaretlerini verdi. Hiddink’in Mehmet Topal’ı oynatmaması ciddi bir eleştiri konusuydu; ancak onun bu performansı Hiddink’e biraz haksızlık ettiğimizi düşünmeme yol açıyor.

Almanya’nın zaten zirvedeki kadrosunu bir seviye daha yükselten hamle Hummels’in ilk 11’e dahil olmasıydı. Almanya böylece fizik kalitesinden ödün vermeden defans ve orta saha arasında bağlantıyı güçlendirmeyi başardı. Türkiye yıllarca stoperlerinin pas yeteneğinin sınırlı olmaları nedeniyle oyun kurmakta zorlanan bir takım oldu. Semih Kaya, bu anlamda bize nefes aldıracak bir oyun tarzına sahip. Ne var ki Semih, Hummels gibi takımın hücumcularının topsuz koşularından fayda sağlamasını sağlayacak oyun görüşüne sahip değil. Zaten pek çok ana sorunu olan takımımızda Emre’nin defans orta saha bağlantısını sağlaması nedeniyle Semih’in katkısı çok önemli görünmüyor. Buna karşılık, Semih’in stoper pozisyonu için fizik yetersizliği, rakiplerin bire bir avantaj yakalamasına neden oluyor. Romanya maçında Ömer Toprak da pek parlak bir performans gösteremedi; ancak Marica’nın özellikle Semih ile eşleştiğinde takımın ileri çıkmasını çok kolaylaştırdığına, nihayetinde skoru değiştiren hamleyi yaptığına şahit olduk.

Maçın incelemesine dönelim. Ortalardaki isabetsizlik konusunu, Romanya’nın stoperlerinin üstün performansını da takdir ederek inceleme altına almak gerekir. Sorunun oyuncuların doğru alanlarda bulunmamalarından mı, ortaların zamanlamalarının yanlış olmasından mı, yoksa topsuz koşularla rakibin dengesini bozamamaktan mı kaynaklandığını görebilmek için, kornerle sonuçlanan bir sağ kanat akınında oyuncuların rollerini inceleyelim.  6 kişinin aktif olarak katıldığı bu akının hazırlayıcısı olan Emre, ara pasını Arda’nın sola koşarak orta sahayı boşaltmasına borçluydu. Arda koşusunu ceza sahasında sağ bek ile eşleşerek tamamladı. Ortayı yapan Gökhan Gönül de, aynı Arda’nın Emre’ye yaptığı gibi, Hamit’in sağ kanattan sahanın ortasına yaptığı koşudan yararlandı. Umut’un ön direğe yaptığı koşuyla birlikte Sercan da ceza sahasına girerek ikinci stoperle eşleşti. Maçın içindeki az sayıdaki etkili hücumlarımızdan birini, hem yukarıda saydığım etkenler, hem de oyuncularımızın hiçbirinin rakiplerine bire bir üstünlük sağlayamamaları nedeniyle gole çeviremedik.

Almanya’nın benzer bir aksiyonu golle sonuçlandıracağını söylemek gerçekçi olur. Bunu söylerken, Alman oyuncuların rakiplerine kaşı bire bir üstünlüklerinden ziyade oyun temposunu öncelikli görüyorum. Maalesef oyun ve pas tempomuzun yerlerde sürünmesi, doğru hamlelerin hücumda beklenen sonuçları vermesinin önüne geçiyor. Kanat akınlarında kale çizgisi hizasına bir türlü gelemememizin ve ceza sahası dışından şut imkanları yaratmakta çok yetersiz kalmamızın ardında da bu yavaşlık yatıyor.  Pozisyon kıtlığı yaşamamızda ise bu hantallık kadar; Sercan, Umut ve Mehmet Topal’ın pas trafiğine hemen hemen hiç katılmamalarının da payı var. Abdullah Avcı 3 hücumcu tercih ettiği sistemdeki sorunu görerek yeni bir pas seçeneği yaratmak için Hamit’i ilk 11’e yerleştirmişti; ancak bu da çözüm getirmedi. Ayrıca, Hamit ile Umut’un kanat akınlarında stoperleri paylaşamamaları, dörtlü defansı bozamamaları hücum etkinliğimizi iyice kısıtladı.


Biz hücumda bu kadar etkisizken, Romanya oyunun merkezindeki stoperleri ve orta saha oyuncularının oluşturdukları hatlar orta alanı kontrol altına almayı başardı. Maçın kilit oyuncusu ise yukarıda belirttiğim gibi Marica’ydı. Stoper ikilisini bütün maç boyunca meşgul eden Marica, kontrol ettiği toplarla takım arkadaşlarının defans arkası koşular yapmasını sağladı. Romanya’yı hiçbir alanda rakipten fazla oyuncuyla karşılayamayan ve pas kanallarını kapatamayan Türkiye, savunmada rakibine göre pozisyon alıp onların hamlelerini bekledi.

Macaristan maçı öncesinde, zaten az sayıda alternatifimizin olduğu kadroda iyice daralma yaşadık. Arda’nın merkez kanat rolünün alternatifi olacak bir oyuncunun olmaması maç öncesi en ciddi sıkıntımız. Boş alan yaratmaya dayalı 4-2-3-1 düzenine tempomuz yetmediği için zaten ayak uyduramamışken, işleyen az sayıdaki parçalardan birisinin de dışarıda kalması umutları iyice azaltıyor. Yine de, bu maçtan çıkacak bir galibiyetin bir anda tabloyu değiştirme ihtimalinin olduğunu aklımızda tutmamız gerekiyor. Bu eksiklikler belki, alanı genişleten kanat oyuncularına dönmemizi ve Hamit-Emre- Nuri gibi pas alışkanlığı olan bir üçlü ile 4-2-3-1 ile 4-3-3 kırması bir düzende daha fazla şans yaratabiliriz.

Son paragrafta başlığı neden tırnak işareti içine aldığımı açıklamak isterim. Bu yazının başlığını 1949 yılında basılmış Türkspor dergisinden aldım. O dönem Suriye’yi 7-0 yenerek 1950 Dünya Kupası’na katılma hakkı elde eden takımımızın, Türkiye Futbol Federasyonu Brezilya’ya seyahatin getirdiği maddi külfeti taşıyamayacağı için turnuvaya katılamayacağı konuşuluyordu. Türkspor dergisindeki yazı, bu sorunun çözüleceğine dair iyi niyetini belirterek sonlanıyor. Geçmiş katılımlarımıza bakanlar, bu iyi niyetin karşılıksız kaldığını bilecektir. 63 yıl sonra bugün, Türkiye’nin en büyük ‘sektör’lerdinden biri haline gelen futbolun federasyonunu bir para babası yönetiyor ve Suriye ile bir futbol maçı yapma ihtimalimiz Kaf Dağı’nın ardında. Soru ise her nasılsa aynı kalmış. Ben de o gün yazılan yazının iyi niyetine sadık kalarak “Hayır, gidiyor” demek istiyorum. Umarım milli takımımız da böyle düşünüyordur.

Not: Fotoğraflar ntvspor.net internet adresinden alınmıştır. 4-2-3-1 ve futbol hakkındaki pek çok bilgi için zonalmarking.net adresi referans olarak kullanılmış ve kullanılacaktır.

14 Ağustos 2012 Salı

A Milli Takım: Kilit Merkezde



Almanya’da sezon öncesi hazırlık turnuvası olan Liga Total Cup, HSV’nun kuruluşunun 125. yılı şerefine Hamburg’da düzenlenince, Bundesliga’nın zirve kulüplerini ve Shaqiri ile Reus gibi yeni transferleri görme şansı yakaladım. Turnuvadaki herhangi bir takımı desteklemediğim için gömlek-kot gibi günlük bir kıyafetle yola çıkıyordum ki, gömleğimin yeşil ağırlıklı olduğunu fark edince duraksadım. Kuzey’in birbirine yakın iki şehri Hamburg – Bremen arasındaki rekabetin kuzey derbisi olarak adlandırılmasından ötürü, yeşil bir gömleğin ev sahibi takımın taraftarlarına sempatik gelmeyeceğine inandım ve üstümü değiştirerek maça gittim.

Hikayenin devamını tahmin etmek zor değil: Dortmund, Münih, Bremen, HSV taraftarları yan yana bira içip muhabbet ederken, rengarenk formalı çocuklar ve kimi zaman çocuğununkinden farklı bir takımın formasını giyen annelerin ailece gelinen bir Pazar eğlencesine dönüştürdükleri bir stadyum. Kimi zaman atışmalar, çok çok “Scheiss Bremen” yazılı atkılarını Bremenlilere gösteren Nordtribun sakinleri, etrafta üç beş tane polis. Neyse, derdim lafı buradan Erzurum’a getirip sözüm ona “medeniyet” dersi vermek değil; zira Türkiye’de vahşi kapitalizmin daha çok para kazanmak, daha çok forma satmak, daha çok dekoder aldırmak için sürekli sıcak tutmaya gayret ettiği nefret odaklı pazarlama sistemini görmemek için kör olmak lazım. Yine de, Türkiye’de futbola dair yazı yazmak için gönülsüz olmanın ardında, şiddetten hemen hemen arınmış daha iyi bir düzenin (pazarlama düzenine tabi olsa dahi) mümkün olduğunu bilmenin getirdiği hüznün yattığını ifade etmek istedim.

En iyisi bu mevzuları bırakıp, Shaqiri ve Reus ile yeni bir sayfa açmak ve oradan milli takıma dönmek. Ön liberolar ve 4-3-3 düzeninin yaygınlaşmasıyla etkinliği sınırlanan 10 numaralar, esasen 4-4-2 sistemindeki kanat oyuncularının ileri çıkması ve bir forvetin orta sahaya yaklaşmasıyla evrimin son halkası olarak ortaya çıkan 4-2-3-1 ile görkemli bir geri dönüş yaptı. Bu yeni düzende en ciddi dönüşüm de 10 numaranın tarifinde yaşandı. Rakip savunmaların pozisyonunu bozmak ve kilit alanlarda boşluk yaratabilmek için gittikçe hızlanan oyunda, çok yönlü hücumcuların gittikçe daha fazla önem kazandığını görüyoruz. Yeni düzende 10 numaraların sadece orta alandaki değil, kanatlardaki boşlukları da kullanmaları, zaman zaman orta sahadaki alanı boşaltarak orta ikilideki oyun kurucuya alan açmaları ve oyunun temposuna ayak uydurabilmeleri bir zorunluluk halini aldı. Mesut Özil’in kanatlarda topla buluşup rakip kanat savunmacılarına karşı 3’e 2 üstünlük yarattığı ve Schweinsteiger’in merkezde boşaltılan alanı kullandığı Nationalmannschaft 4-2-3-1’i bu yeni oyunu iyi örneklemekte. Shaqiri ve Reus henüz Mesut’un hassas pas yeteneğine erişemeseler de, çabukluklarıyla hem kanatları hem de orta sahayı işletmeleri ve çerçeveyi bulan sert şutları ile yeni 10 numaranın portföyünü gittikçe genişletiyorlar.

 Abdullah Avcı ile Milli Takım’da yaşanan değişimin kilidi de bu yeniden tanımlanan 10 numara pozisyonunda gizli. İBB gibi taraftar desteğinden yoksun bir takımda sessiz sedasız işleri yürüten teknik direktör,  Hiddink’in bir türlü çözemediği hücumda çoğalma ve alternatif golcüler çıkarma sorununu, Arda Turan’ı merkeze kaydırıp kanatta ikinci bir forvet nitelikli oyuncu ekleyerek aşmayı hedefliyor.  Temel planda, Arda merkez kanat oyuncusuna benzer bir rol oynayarak hücumun şekillendiği kanatta sayısal üstünlük yaratmaya çalışırken, diğer kanattaki açık oyuncusu ceza sahasına girerek hücumcu seçeneklerini çoğaltacak. Arda da; Reus, Shaqiri, Mesut gibi oyuncuların gün geçtikçe genişlettikleri on numara portföyüne ne kadar uyum sağlarsa, takımımızın başarılı sonuçlara ulaşması o kadar kolaylaşacaktır. Havuzda, Arda’nın bu yeni rolüne alternatif olmaya en yakın isim olan Mehmet Ekici’nin milli takıma çağrılmaması bu anlamda ilginçti. Sanıyorum Abdullah Avcı onu orta sahanın ortasındaki alternatiflerden birisi olarak değerlendiriyor ve bu bölgedeki şişkinlik nedeniyle Mehmet’i tercih etmedi. Mehmet Ekici’nin bu sezon Bremen’de 4-3-3’ün ortasında oyun kurucu olarak görev alacağını ve Liga Total maçında Dortmund’a bir gol atarak sezona hazır olduğunu gösterdiğini de merak edenler için not düşelim.   

Daha önce önem sırasına göre yazdığım havuzu, artık pozisyonlara göre düzenlemeye karar verdim. Oyuncuların farklı pozisyonlarda oynayabildikleri ve değişen sistemlerin, yukarıda belirttiğimiz merkez kanat oyuncusu gibi yeni görevler üreterek klasik pozisyonları sürekli çeşitlendirdiği gerçeğine karşın, incelemeler için klasik pozisyonlara dayalı listelerin hala daha aydınlatıcı olduğuna inanıyorum.

Kaleciler

Kadrodakiler: Volkan Demirel (FB), Tolga Zengin (TS), Mert Günok (FB), Cenk Gönen (BJK)

Havuzdakiler: Sinan Bolat (Standard Liege)

Sol Bek

Kadrodakiler: Hasan Ali Kaldırım (FB), İsmail Köybaşı (BJK)

Havuzdakiler: Hakan Balta (GS)

Stoper

Kadrodakiler: Semih Kaya (GS), Bekir İrtegün, Egemen Korkmaz (FB), Ömer Toprak (Leverkusen)

Havuzdakiler: Eren Güngör (Kayseri), Giray Kaçar (Trabzon), Serdar Kesimal (FB), Serdar Aziz (Bursaspor – U21)

Sağ Bek

Kadrodakiler: Gökhan Gönül (FB)

Havuzdakiler: Serdar Kurtuluş (Gaziantepspor)

*Gökhan Gönül’ün sakatlığında Hamit Altıntop sağ bekteki ilk alternatif olarak görünüyor.

Defansif Orta Saha

Kadrodakiler: Mehmet Topal (FB)

Havuzdakiler: Selçuk Şahin (FB)

Orta Saha

Kadrodakiler: Selçuk İnan (GS), Emre Belözoğlu (A. Madrid), Nuri Şahin (Real Madrid)

Havuzdakiler: Mehmet Ekici (Werder Bremen), Soner Aydoğdu (TS)

Kanat

Kadrodakiler: Caner Erkin (FB), Gökhan Töre (Rubin Kazan), Sercan Sararer (Fürth), Hamit Altıntop (GS)  

Havuzdakiler: Olcan Adın (TS), Olcay Şahan (BJK)

Ofansif Orta Saha

Kadrodakiler: Arda Turan (A. Madrid), Kerim Frei (Fulham)

Havuzdakiler: Engin Baytar (GS), Alper Potuk (Eskişehirspor – U21)

Forvet

Kadrodakiler: Burak Yılmaz, Umut Bulut (GS), Mustafa Pektemek (BJK), Mevlüt Erdinç (Rennes), Tunay Torun (Stuttgart)

Havuzdakiler: -

Kaynak: zonalmarking.net - "How the 2000s changed tactics" serisi


12 Haziran 2012 Salı

A Milli Takım: Şimdiden Hazır



Hamburg’da Euro2012 için vitrinler formalardan çikolatalara kadar Almanların renkleriyle süslenmiş, arabalara bayraklar takılmışken, turnuvanın dışında kalmış olmak bana her zamankinden daha fazla acı veriyor.  Bu heyecanın dışında kalmış olmak üzücü; ancak bu turnuva öncesi milli takımımızın oynadığı maçlar, en azından geleceğe dair bir umut yarattı. Alınan başarılı sonuçlar kadar, takımın sorunlarını iyi analiz eden bir teknik direktörü başımızda görmek de umudu yaratan faktörlerden birisiydi. Rakiplerimizin bu maçları ne kadar ciddiye aldıkları tartışma konusu olsa da, hücumda çoğalabilen ve merkez forvetin yanına alternatif golcüler çıkaran takımımız, turnuvada izlediğimiz rakiplerimizin uzağında görünmedi.

Hal böyle olunca, havuz listelerini bir kez daha ertelemeyi ve Abdullah Avcı’nın farklı mevkilerdeki tercihlerini değerlendirmeyi tercih ettim. Böylelikle bu yazının önümüzdeki maçları değerlendirirken iyi bir referans işlevi görmesini amaçladım.

Kaleci

Dünya Kupası elemeleri öncesi hazırlık döneminde iki yeni kaleci ilk kez A milli takım forması giyme şansı buldular. 25 yaş altındaki iki kalecimizden Cenk Gönen, Beşiktaş’ın bir numaralı kalecisi olmayı başardığı takdirde Volkan sonrası dönemde kaleyi devralabilir. Mert Günok ise A2 milli takımında başarılı bir performans gösteren Ertuğrul Taşkıran ile birlikte Fenerbahçe’nin ikinci kaleci için vereceği kararı bekleyecek. Aslında Volkan’ın arkasında beklemek veya ilk 11’de başlamak için takım değiştirmek Mert Günok’un elinde; zira kendisi bu yaz kontratı biten isimlerden. Cenk ve Mert, Volkan’dan önce kendileriyle e aynı yaşlarda olan ve Liege’de düzenli oynama şansı bulan Sinan Bolat’ı geçmek zorunda olduklarının da farkına varmalılar. Volkan sonrası dönemin ilk 11 adaylarından Onur Kıvrak ise Trabzon ile olan sözleşmesini uzatarak öncelikle Tolga Zengin ile rekabete girmeye karar verdi. Volkan, Tolga ve Sinan gibi düzenli oynama şansı bulan 3 ismin yanına eklenen bu alternatifler eleme sürecinde kalede sorun yaşamayacağımızı gösteriyor. Yeni A milli olan yeni isimlerin düzenli forma giymeleri de alternatiflerin üzerindeki tereddütleri ortadan kaldıracaktır.

Sol Bek


Bu bölgenin birinci alternatifi olan Hakan Balta’nın kadroda olmadığı dönemde İsmail Köybaşı ve Hasan Ali Kaldırım formayı paylaşan isimler oldular. İsmail ilk maçtaki oyunuyla birinci alternatif olma şansı olduğunu da gösteriyordu ki, çok talihsiz bir sakatlık yüzünden 6 aylığına devre dışı kaldı. Bu sakatlık sonrası formayı devralan Hasan Ali ise belki dikkat çekici bir performans ortaya koymadı; ama mevcut futbol düzeninde hem defansif hem de ofansif olarak pek çok farklı görevin yerine getirilmesi gereken bu mevkide sırıtmaması da ilk sınavlarını veren bir isim için yeterlidir. Resmi maçlar başladığında Hasan Ali’nin Kayseri’den farklı bir kulübü temsil etme ihtimali de var. A2’nin sol beki olan İshak Doğan’ın Kayseri ile anlaşması da bu ihtimali kuvvetlendiriyor. (Not: Bu yazıyı yazdıktan bir gün sonra İshak Doğan'ın Karabük ile anlaştığını gördüm. Bu da transfer döneminde teoriler üretmemek için bana ders olsun.)

Stoper

Euro2012 elemeleri süresince formda stoperler bulamamamız, takımımızın toplam kalitesinin altında kalmasının nedenlerinden birisiydi. Servet – Gökhan Zan ikilisinin düzenli forma giyecek formdan fersah fersah uzak olmaları üzerine yeni arayışlara yönelen Hiddink, önce Serdar Kesimal’ı ilk 11 ‘İn parçası haline getirmiş, onun sakatlığının ardından Trabzon’dan Egemen ile Giray ve son olarak da Leverkusen’li Ömer Toprak kadroya dahil olmuşlardı. Bundesliga’da 2011-12 sezonunda istikrarlı şekilde forma giyen Ömer yeni kadronun değişilmez isimlerinden olacak gibi görünüyor. Onun yanındaki stoper olmak için de bir Fenerbahçeli (Bekir), bir Galatasaraylı (Semih Kaya) ve bir Beşiktaşlı (Egemen) rekabete girecek. 5 maçlık hazırlık döneminde Bekir 3, Semih ve Egemen de 2 maç ilk 11’de başladılar. Serdar Aziz, Giray Kaçar, Serdar Kesimal ve Eren Güngör havuzdaki diğer alternatifler olarak görev bekliyorlar.

Sağ Bek

Birinci tercih olan Gökhan Gönül’ün sağlıklı olduğu dönemlerde üzerine pek de düşünmediğimiz sağ bek pozisyonu, derinlik açısından istenen seviyede görünmüyor. Sıkıntıyı kronik olarak ters kanatta yaşıyoruz belki; ama belirleyici olan Hırvatistan maçında Gökhan Gönül’ün kayıp olmasında bu alternatifsizliğin de payı olduğunu göz önüne almamız gerekir. Hazırlık maçlarında Gaziantepspor’un beki Serdar Kurtuluş yeni bir isim kazanmak adına, ilk kez milli formayı girmesinden yaklaşık 5 yıl sonra yeniden milli takıma çağrıldı. Hamit Altıntop bu pozisyonda denenen ikinci isimdi; ama orta sahadaki varlığı daha önemli olduğu için, camı kırıp düğmeye basmayı gerektiren zorunlu haller dışında onu burada görmemiz zor. Serkan Balcı ve Sabri Sarıoğlu geçmiş yıllarda bu mevkide görev almış; ama Gökhan Gönül’e ciddi bir alternatif olmaktan uzak isimler.

Defansif Orta Saha

Mehmet Topal, Arda ve Hamit ile birlikte 5 maçın 4’ünde ilk 11 başlayan 3 isimden birisiydi. Pozisyonu hiçbir maçta değişmediği ve takımda başka alternatifi olmadığı için eleme maçlarında ilk 11’deki yerinin hazır olduğunu söylemek iddialı olmaz. Onun bu mevkide alternatifsiz oluşu ise ceza ve sakatlık halinde başımızı ağrıtabilir. Topal’ın havuzdaki gerçekçi alternatifi Selçuk Şahin olarak görünse de, yokluğunda Selçuk İnan veya Emre’nin bu mevkie kaydırılacağını düşünüyorum. A2 milli takımında oynayan Salih Dursun (genç takımlardan Kayseri’ye transfer olan bir başka isim) ve Abdülkadir Kayalı da, bu sezon büyük bir sıçrama yapmaları halinde havuza eklenebilirler.   

Orta Saha


Orta saha oyuncularını Mehmet Topal’dan ayrı, öndeki ikili olarak değerlendirdiğimizde, milli takımın üst düzey oyuncu bolluğuna sahip olduğu yegâne bölgenin orta saha olduğunu görüyoruz. Real Madrid etiketli iki oyuncumuzun ve Emre’nin varlığında; Türkiye liginin en değerli oyuncusu Selçuk İnan’ın dahi forma bulmakta zorlandığı bir yapıdan bahsediyoruz. Hem pas yüzdesi ve oyun bilgisi üst derece olan, hem de savunmada direnç gösterebilen bu kadro çeşitliliğinde, Abdullah Avcı’nın Arda’yı orta sahaya çekme hamlesi sorgulanabilir. Ancak, 2012 yılının futbolunda başarıya giden yol, aynı anda oyunun her bölgesinde rakipten fazla oyuncu bulundurabilmekten geçiyor. Bu nedenle, Arda’nın orta sahaya çekilme hamlesini, 4-3-3’ün ileri üçlüsünde forvet nitelikli oyuncular bulundurma tercihiyle bir arada değerlendirmek gerekir. Arda + 3 forvet ile skoru değiştirebilecek 4 isme sahip olan takım, iki bekin veya orta sahada Arda’nın partneri olacak ismin hücuma katkı vermesiyle, Hiddink döneminde takımın temel problemi olan hücumda çoğalamama sıkıntısını aşmak için önemli bir fırsata sahip oluyor.

Orta sahada Topal ve Arda’nın yanındaki üçüncü kontenjan için Abdullah Avcı hazırlık kampında 3 ismin üzerinde durdu: Nuri, Hamit ve Emre. Selçuk İnan’ın sezon sonu yorgunluğu, onu bu dönemde ikinci plana itmiş olabilir, o nedenle onu da bu alternatiflere katmakta fayda var. Hamit’in sağ bek sorununu çözmek için son maçlarda o mevkie kaydırılması Emre’nin adını ön plana çıkarıyor. İlk Hollanda maçının provası olarak görülen Portekiz maçında da sahada o vardı. Nuri ve Hamit’in önümüzdeki sezon forma şansı bulacakları takımlarda olmaları Abdullah Avcı’nın elini güçlendirecektir. Özellikle Nuri’nin Dortmund formuna dönüp üçlüyü tamamlaması, Avrupa’nın elit orta sahalarından birisine sahip olmamızı sağlayacaktır.

Bu kadar önemli isimlerin yanına eklenen genç alternatifler de bizleri heyecanlandıracak kapasitedeler. Sakatlık sonrası Werder Bremen’de düzenli forma giyemeyen Mehmet Ekici, bu sezon kendisine gelen şansları daha iyi değerlendirip Nürnberg’de yakaladığı seviyenin üstüne çıkabilir. Takımı hücuma taşıma konusunda hünerli bir isim olan Alper Potuk ve oyun görüşüyle dikkat çeken Soner Aydoğdu kadroda yer alan diğer alternatifler. Son kadronun dışında kalan Mehmet Topuz ve Yekta Kurtuluş’u da geniş bir havuzun içine dâhil etmekte fayda var.

Açık

Bu hazırlık döneminde milli takım içindeki en büyük değişim açık oyuncularında yaşandı. Hiddink’in Arda ve Kazım-Hamit ikilisinden birisine şans verdiği açık pozisyonlarından, milli takım gereken pozisyon zenginliği ve gol katkısını elde edememişti. Özellikle 4-3-3 sisteminde hücumun taşıyıcılığını yapan bu mevkilerde yaşanan kafa karışıklığını Abdullah Avcı oldukça başarılı şekilde çözmeyi başardı. İki yıllık süreçte farklı isimlerin denendiği bölgeler için kafasındaki rotasyonu kamp öncesinde şekillendiren Avcı, solda Sercan-Caner, sağda da Gökhan Töre-Umut Bulut ikilisine şans verdi. Kamp öncesi tanınmayan Sercan Sararer’in ilk milli takım performanslarında kendine güvenli bir oyun ortaya koyması bize çok önemli bir alternatif kazandırdı. Benzer şekilde, daha önce milli takımda kendisi için yazılmış herhangi bir role sahip olmayan Umut Bulut’un, kenar forvet olarak skor katkısı vermesi ve merkez forvette oynayan Trabzon’daki partneri Burak ile oluşturduğu ikilinin verimli gözükmesi bizim için ayrı bir kazanç oldu. Bu ikilinin oyuna verdikleri katkının geçici bir form yakalamaktan mı ileri geldiğini bilmiyoruz, bunu da not düşmekte fayda var.

Abdullah Avcı’nın rotasyona dahil ettiği Gökhan Töre ve Caner Erkin ise, oyuna kenar forvetten ziyade 4-4-2 kanatlarına benzer şekilde enine alan genişliği kazandıracak tarzda oyuncular. Bu sayede Abdullah Avcı, sadece oyuncu bazında değil, oyun olarak da alternatifler üretebileceği bir rotasyon yaratmış oldu. Gökhan Töre oyun görüşü ve takım sorumlulukları konusunda Hamburg’da da sıkıntılar yaşayan, hala ham bir yetenek olarak gözüken bir isim. Hamburg’un kabus gibi geçen sezonundan sonra girilecek olan yeniden yapılanmada Gökhan’ın nasıl bir role sahip olacağı önemli bir soru işareti. Eğer Bundesliga’da düzenli forma giyerek verimli bir sezon geçirir ve oyun görüşünü geliştirirse, Abdullah Avcı’nın ondan vazgeçmesi zor olacaktır. Caner ise Galatasaray’da geçen kötü bir sezonun ardından gözden düşmüştü; ancak Aykut Kocaman ona güvenerek Caner’in milli takım seviyesine yeniden gelmesini sağladı. Kişisel görüşüm, Caner’in, skor katkısı veren ancak oyuna katkısı sınırlı olan Stoch’dan çok daha fazla verim verecek bir oyuncuya dönüşebileceği yönünde. Ancak, kendisinin de bunun farkına varması ve oyun devamlılığına sahip olması gerekiyor. Mental olarak üst seviyeleri kaldıracak olgunluğa erişmesi de şart, bu konuda ligde kötü sinyaller verdiğini düşünüyorum.

Açık oyuncuları olarak diğer alternatiflerimiz Stuttgart’a transfer olan Tunay Torun, Trabzonlu Olcan Adın ve Galatasaraylı Engin Baytar. Hamit ve Arda’da bu pozisyonlara maç içinde geçebilirler.   Milli takımda 35 maça ulaşan Kazım Kazım bu seviyeye dönemeyecekmiş gibi görünüyor. Daha önce kadroya çağrılan Olcay Şahan ve Ozan İpek iyi bir form yakaladıkları takdirde alternatif olabilirler. A2’de kenar forvet özellikleriyle dikkat çeken Eren Tozlu, Ferhat Kiraz ve oyuna genişlik katabilecek İsmail Haktan Odabaşı’nı da listeye dahil edelim.

Santrfor


İspanya’nın Fabregas’lı 4-6-0’ının başarılı olması, Euro 2012 sonrasında santrforun varlığını dahi tartışmaya açabilir; ama şimdilik orta karar bir takım olan milli takımımızın bu bölgeden istikrarlı skor katkısı almasının turnuvalara katılım için bir ön şart olduğu aşikar. Kadronuzda bir sezonda 30 golü aşan bir gol kralına sahip olmanın iyi bir başlangıç noktası olduğu da. Mevcut şartlarda bu formanın tartışmasız sahibi Burak Yılmaz olacaktır. Peki, son iki yılda iyi bir gol vuruşunu ve kendine güvenen bir santrfor kimliği portföyüne katan Burak için hala neden kafalarda soru işaretleri var? Bunun Beşiktaş ve Fenerbahçe’deki başarısız serüvenleri ile ilişkilendirenlerin şüphelerini gerçekçi bulmamakla birlikte, Burak’ın oyun karakterinin oynadığı pozisyona olan uyumsuzluğundan kaynaklanan bazı soru işaretlerini tartışmak faydalı olacaktır.  Top sürme ve defans arkasına sarkma kabiliyetini gol vuruşuyla birleştiren Burak, bir kenar forvet veya ikinci forvet rolünde oldukça başarılı olacak niteliklere sahip. Örneğin, Rooney’nin merkez santrfor rolünü üstlendiği 4-4-1-1’in en ucunda oynamak Welbeck ve Chicharito’nun görevini layıkıyla yerine getirebilir. Ancak, burada merkez santrfor olarak topu tutması ve gerektiğinde ultra fizikli stoperler ile boğuşması gerekiyor. Brüksel’de oynanan ve 1-1’lik eşitlikle sonuçlanan maçta Burak, bir gol bulmasına rağmen, Verthongen-Kompany ikilisinin arasında kabus gibi bir maç oynamış ve en sonunda Kazım ile pozisyon değiştirmek zorunda kalmıştı. Onun, Kazım ile birlikte bu fizik mücadeleden mağlup ayrılması, Belçika’nın ikinci yarıda oyunu tek kaleye çevirmesinin başlıca nedenlerindendi. Fiziğinin hakkını verecek şekilde oyuna direnç katamayan bir isim Burak. Bu konuda gelişim gösterebilirse, Avrupa’nın golcüleri listesine Türkiye gibi alt sıra bir lig yerine 5 büyük ligden de giriş yapabilir. İşin olumlu yanı ise, yıllardır kendisinden bahsettiğimiz şaşırtıcı olsa da, Burak’ın henüz 26 yaşında ve gelişime açık bir oyuncu olması.

Burak’ın bu gelişimi gösterebilmesi için belirleyici bir faktör de rekabet olacaktır. Bu konuda gözlerin çevrildiği isim ise Abdullah Avcı’nın kişisel olarak da çok beğendiğini ifade ettiği Mustafa Pektemek. Top kontrolü, top sürme becerisi ve oyun görüşüyle gerçek bir merkez santrforda aranan pek çok yeteneğe sahip olması, neden Abdullah Avcı’nın onun üzerinde durduğunu açıklıyor. Yine de, Semih Kaya gibi onun da fizik yetersizliği, topsuz ikili mücadelelerin en çok yaşandığı pozisyonda oynayan Mustafa’nın önünde büyük bir engel oluşturuyor. Eğer yukarıdaki ManU örenğinden devam edersek, Rooney’i dünyanın bir numaralı merkez santrforu yapan ilk unsurun gol vuruşu, ikinci unsurun da fizik üstünlüğü olduğunu görürüz. 
Mustafa’nın var olan becerilerinden tam olarak faydalanabilmemiz için Mustafa’nın bu yönde evrilmesi gerekiyor. 2012-13 sezonu onun için önemli bir fırsat olacak; zira Beşiktaş’ın onu kesecek bir yabancı isim transfer etmesi mümkün görünmüyor. (Zaten Almeida bir sezon bu çocuğun forma giymesini engelleyip kanımca bir futbol cinayeti işlemişti.) Burak Yılmaz mevkisinde kazandığı tecrübeleri oyununa ekleyip milli takımımızı turnuva takımı seviyesine taşıyabilir; ancak Mustafa Pektemek potansiyelini sahaya koymayı başarırsa, milli takımın üst limiti gerçekten çok yukarılara çıkacaktır.

Bu mevkinin üçüncü alternatifi, yeni dönemde kenar forvet rolünü üstlenecek olan Umut Bulut. Merkez forvet olarak oynatılırsa milli takıma özellikle gol yükünü çekmek açısından ne kadar katkı sağlayabilir bilemiyorum. Halil Altıntop ve Mevlüt Erdinç kriz anlarında kadroya dahil edebilecek diğer isimler. Cenk Tosun ve Muhammet Demir şu an alt yaş kategorilerinde işlenen genç alternatiflerimiz.

Kaynak: Fotoğraflar ntvspor.net adresinden alınmıştır.

1 Mart 2012 Perşembe

A Milli Takım: Yeniler ve Eskiler


2012 hayallerine veda ettikten sonra Abdullah Avcı ile yeni bir dönemi başlatan milli takım, ilk hazırlık maçında Slovakya karşısındaydı. Hiddink'in kadroda bir yıldır değişim için çabalaması yeterli gelmemiş olacak ki, kasım ayında kurulan 21 yaş altı ve A2 milli takım kadrolarından yapılan takviye ile, bu maç için yeni bir kadro oluşturuldu. Henüz sürecin çok başında olduğumuz için bu maç için havuz güncellemesi yapmamaya karar verdim. Euro 2012 öncesi oynanan maçlarda havuzu baştan kurmak daha faydalı olacaktır, zira bu kadro resmi maçlar için çok da gerçekçi bir seçim gibi görünmüyor. Şimdilik havuza dair bir kaç not vermek yeterli olacaktır.

* Öncelikle, Slovakya maçı için açıklanan aday kadronun kasım ayında açıklanan aday kadrolara göre  dökümünü verelim. Kadrodaki 27 ismin 11'i Hırvatistan maçı için açıklanan kadrodaydı. Kasım ayında A2 kadrosuna alınan 4 ve ümit milli takımdaki 5 isim de üst seviyeye çıkmayı başardı. Son kadroda yer almayan; ancak milli takım havuzunda bulunan Nuri Şahin, Mehmet Ekici, Tunay Torun ve Serdar Kesimal'ın yeniden çağrılmaları da şaşırtıcı değildi.

* Yukarıdaki matematik hesap bize 24'ü veriyor. Geri kalan üç isim üzerine biraz konuşalım. Bu isimlerden ilki, Euro 2008'deki ilk maçımızda sahaya ilk 11'de başlayan ve bizi gelecek için umutlandıran Mevlüt Erdinç. Almanya ve Azerbaycan mağlubiyetlerinin ardından kurulan yeni ekipte şans bulamayan Mevlüt için, bu kısa dönem hızlı bir yükseliş ve düşüşü içinde barındırdı. PSG transferiyle bir anda forması Champs Elysee'de satılmaya başlanmışken, bir yıl içinde yaşanan değişimler onu başkentten uzaklaştırdı. Mevlüt'ün kendini yeniden kanıtlayabilmesi için milli takım yeni bir şans olabilir, zira güvenilir bir santrafor milli takımın yeni dönemdeki en büyük ihtiyacı.

*Kadroya dahil olan bir diğer isim, Almanya'dan yaptığımız son transfer olan Olcay Şahan. Olcay'ın özelinde söyleyebileceklerim yok; ancak Almanya kökenli oyuncularmız yeni dönemin başarı seviyesini belirleyen isimler olacaklar gibi görünüyor. Olcay bu sezonu Bundesliga'da geçiren oyuncularımız içinde en istikrarlı olan isimdi; ama Olcay da dahil olmak üzere Almanya'daki hiçbir oyuncumuz takımlarını değişmez isimleri haline gelemediler. Ömer Toprak, Gökhan Töre, Mehmet Ekici, Tunay Torun ve Real Madrid'e giden Nuri Şahin takımlarının ana parçaları haline gelebilirlerse, milli takım turnuvalara katılacak düzeye gelebilir.

* Kadroya çağrılan son yeni isim ise devre arasında Trabzonspor'a transfer olan Olcan Adın. 2005 yılı, genç takımlar düzeyinde Dünya Şampiyonalarına katılmayı başardığımız son yıldı. Hem U-19 hem de U-17 turnuvalarına katılan takımlarımız içinde, daha sönük bir turnuva oynayan 19 yaş altı takımının Sezer Öztürk ile birlikte dikkat çeken ismi olan Olcan Adın'ın, A milli takımlar düzeyinde potansiyelini göstermek için 7 yıl kadar beklemesi gerekti. Umarız onu beklediğimize değecek bir performansa imza atar.

* Genç turnuvalarından bahsetmişken, Abdullah Avcı'nın kadro seçimine ufak bir olmusuz eleştirim olacak. Necip ve Alper Potuk için A milli takıma çağrılmak büyük bir onur; ancak 3-5 dakika süre alacakları bir karşılaşmayla onurlandırılmaktan daha önemli görevleri ümit milli takımda yürütmekteler. Ümit milli ve genç milli takımların kadrolarını mümkün olduğunca bozmadan devam ettirmek, turnuvalara katılmak için önemli bir etken. Turnuvalarda kazanacakları deneyim ve özgüven de, genç oyuncuları A milli takıma hazırlanmaları için olmazsa olmazlardan birisi. Ümit Milli Takıma, olguınlaşınca a milli takıma alınacak oyunculardan oluşan bir paf takım muamelesi yapmamak gerekir. Bu yıl U-21 şampiyonu olan İspanya'nın yıldızı Juan Mata ve İsviçre'nin yıldızı Shaqiri de bir paf takım seviyesini çoktan aşmış oyuncular olmalarına karşın ümit milli takımlarında oynayarak önemli bir kariyer basamağı oluşturdular. İspanya'nın bu konuya nasıl özen gösterdiğini örnek olarak, 2010 dünya şampiyonu kadro ile ilgili blogda yaptığım bir incelemeye buradan ulaşabilirsiniz.

* İstanbul'da oynanan maçlardaki taraftar desteğinden yakınıp, Anadolu'yu işaret edenler, umarım dün akşam mili takımla alakası olmayan Bursaspor taraftarının performansından memnun kalmıştır. Ya da medya eliyle yarattıkları canavarın ne boyuta geldiğinin farkına varmışlardır.

* Son bir not: "Hazırlık maçı da olsa" anlayışıyla bu maçları ciddiye almayanlar, play-off'ta neden bizim Hırvatistan, İrlanda'nın da Estonya ile oynadığının hesabını bir daha yapsınlar.

Fotoğraf: NTV Spor

8 Aralık 2011 Perşembe

A Milli Takım: Hiddink'in Ardından



Hiddink ile yaşadığımız milli takım serüveni tatsız bir şekilde sona erdi. Bu süreçte yaşanan gelişmeleri, özellikle kadrodaki değişimi ön planda tutarak, blog aracılığıyla gözlemlemeye çalıştım. Artık geride kalan bu süreci değerlendirmek için, geleceğe dair fikir yürütmeyi de içine alacak şekilde bir sonuç yazısına ihtiyaç var. Yazının içinde hem Hiddink’in neleri başarıp neleri başaramadığını, özellikle başarısızlıklta ne kadar payı olduğunu sorgulamayı, hem de 2014 öncesinde gerçekçi hedefimizin ne olması gerektiğini değerlendirmeyi amaçlıyorum.

Öncelikle Hiddink’le geçen bir buçuk yılın kısa bir özetini çıkaralım. Hiddink, milli takımın başındaki ilk maçlarına ABD kampında çıktı. 31 kişinin yer aldığı kadronun, 6 sakat oyuncunun da katılımıyla milli takım havuzunu oluşturması bekleniyordu. Euro 2008 kadrosunun ve 2009-10 sezonunun çıkış yapan isimlerinin oluşturduğu bu kadro, Kazakistan ve Belçika maçlarından 6 puanla ayrılmayı başardı. Ekim ayında oynanan Almanya ve Azerbaycan maçları ise, bu iskelet ile yola devam etmenin imkansız olduğunu ortaya koydu. Önce Berlin’de oynanan; ancak iç saha sayılması gereken Almanya maçında sönük bir performansla 3-0 yenilen milliler, sonrasında akıl almaz bir şekilde Azerbaycan maçından da mağlubiyetle ayrılınca, değişim kaçınılmaz hale geldi.

Hiddink, Hollanda ile oynanan özel maçla birlikte, yeni sezonun parlayan isimleri ve Almanya’daki Türk kökenli oyuncularla birlikte yeni bir jenerasyon yaratma operasyonunu başlattı. Özellikle Almanya kökenli oyuncuların milli takıma gelişlerini transfer olarak değerlendirmek yerinde olacaktır; ama bunu sonraya bırakıp özete geri dönelim. Kritik Avusturya maçında sahaya çıkan Nuri-Selçuk İnan-Mehmet Ekici orta sahası, Hiddink’in değişime hevesli olduğunu gösterse de, takım oyun olarak istenen seviyeye bir türlü ulaşamıyor, maçlar ise Arda Turan’ın doğrudan katkılarıyla istediğimiz şekilde sonuçlanıyordu. Arda’nın, Avusturya maçında perdeyi açan ve Kazakistan maçında son saniyede gelen golleriyle Belçika maçındaki harika asisti , Avusturya deplasmanında kaçırdığı penaltıyı hoş görmemiz için yeterli oluyordu. Tabii o zamanlar Azerbaycan mağlubiyetiyle birlikte bu iki puanın belki de play-off’ta seri başı olmamıza engel olduğunu bilmiyorduk. İçeride alınan Almanya mağlubiyetine karşın, Azerbaycan galibiyetiyle eşiği aşmayı başardık ve play-off’a kapağı attık. Kritik eşleşmede ise Hırvatistan karşısında varlık gösteremeyerek, Euro 2012 biletini kaçırdık.

Hiddink ile geçen günlerin özetini kayıtlara geçirdikten sonra, Hiddink’in milli takımdaki başarısını tartışalım. Hedemizi Euro 2012’ye katılmak olarak koyduğumuza göre, Hiddink’in bu süreçte başarısız olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ancak, yazıyı bu kadar kısa kesmeden önce hatanın nerede yapıldığını tespit etmek gerekir. Euro 2012’ye katılmak için iki şansımız vardı: Grupta Almanya’yı veya play-off’ta Hırvatistan’ı geride bırakmak. Hiddink, elenmemizin ardından yaptığı açıklamada: “Almanya da, Hırvatistan da bizden güçlü takımlar. Ne bekliyordunuz ki?” diye soruyordu. Bana göre Hiddink’in bu açıklaması %100 doğru. Peki o zaman hata nerede?

Hatanın Hiddink’e ait olan kısmına yukarıda değindim: Play-off’ta seri başı olmamızı sağlayabilecek 5 puanı alamamak. Eğer bu maçlarda almamız gereken puanları alabilseydik, İrlanda’yla aramızdaki küçük fark bizim lehimize olabilirdi. Bu sayede Hırvatistan’ın bir seviye altındaki takımlarla eşleşme şansımız vardı; ama bunu gerçekleştiremedik. Sonuç olarak play-off’a seri başı olarak giren 4 takım da Euro 2012’ye kalmayı başardı. Tabii burada bütün sorumluluğun Hiddink’e ait olmadığını not düşelim. Play-off torbaları 2008, 2010 ve 2012 turnuvalarında alınan puanlar üzerinden hesaplandı ve 2008’in yarı finalisti olan Türkiye, 2008 ve 2010’a katılamayan İrlanda’nın gerisinde kaldı. Neden mi? Azerbaycan ve Avusturya kayıpları kadar, geçmiş turnuvalarda Estonya, Malta, Moldova gibi takımlara kaybettiğimiz puanlar yüzünden.


Tarihimiz sıra dışı başarı ve başarısızlık hikayeleriyle dolu olduğu için, bu hesapları yapmayı bir türlü başaramıyoruz. Örneğin ortak hafızamıza yer eden Letonya mağlubiyetinden ötürü seri başı olmanın önemini kavrayamıyoruz. Veya yalnızca 5 turnuvaya katılıp iki yarı final bir de çeyrek final gördüğümüz için, toplamda 33 kez oynanan Avrupa ve Dünya Kupaları sonuçlarını karşılaştırdığımızda bize karşı 32-1 üstünlüğü olan (tek istisna Euro 2000) Almanya’yı yenemeyince dünya başımıza yıkılıyor. 2014 serüveni başlamadan önce şunu iyice anlayalım: Milli takımlar düzeyinde her maçın önemi büyük. Buna beşinci veya altıncı torbadan gelen takımlarla yapılan maçlar da dahil, özel maçlar da.

2014 elemeleri başladığında kafası kesik tavuklar gibi dolaşmamak için, gerçekçi hedeflerimizi bugünden koymakta fayda var. Hollanda, Macaristan, Romanya, Estonya ve Andorra’nın bulunduğu grupta gerçekçi hedefimiz play-off’a kalmak olmalı. Grup birinciliği için Hollanda ile karşılaşabilmek için, o maça kadar matematiksel şansımızı devam ettirecek noktada olmalıyız. Play-off’ta torba uygulaması olacaksa, seri başı olmaya yetecek kadar puan toplayabilmek için elimizden geleni yapmalıyız. Bütün ikinci torba takımlarının potansiyel play-off adayları olduklarını hesaba katarak, gerekirse şimdiden bu takımlar hakkında bilgi toplamalıyız. En kötü ikinci play-off’ta yer alamayacak, sonuçları ikinci olmaya yeter şeklinde değerlendirmeden bunu da aklımızda tutalım. Bir de, yeniden yapılanma laflarıyla Hiddink’in kurduğu geniş kadroyu bir kenara atmayalım lütfen. Hiddink’in Almanya’dan yaptığı transferleri bu takımın içine yerleştirmenin yollarını arayalım. Başarmak için elimizde yeterince değer var, artık iş başarı için gereken yapıyı oluşturmaktan geçiyor.

10 Kasım 2011 Perşembe

A Milli Takım: 11. Adam Kim Olacak


2010 Dünya Kupası'na katılamadıktan sonra yeni hedefimiz Euro 2012 elemelerini geçmekti. Teknik direktör Guus Hiddink ile çıktığımız bu yolculukta zor zahmet de olsa play-off'lara kalmayı başardık. Şimdi sırada, kurada bize çıkmasıyla birlikte bir önceki Avrupa Şampiyonası'nı bizlere yeniden hatırlatan Hırvatistan var. 11 ve 15 Kasım tarihlerini, Semih'in mucizevi golüyle penaltılara taşıdığımız çeyrek final mücadelesinin yanına yeni unutulmaz zaferler eklemek için beklemeye başladık. Maç öncesi değerlendirmeler yaparken bu çağrışımı silmek mümkün olmadığı için de, hem yazıyı o maçtan yola çıkarak kurguladım, hem de o maçın fotoğraflarını kullandım.

Aşağıdaki fotoğrafta milli takımımızın Euro 2008'de Hırvatistan ile oynanan maça çıkan ilk on birimizin fotoğrafını görüyorsunuz. Play-off maçları için açıklanan kadroda o maçın ilk on birinden 5 isim bugünkü kadroda yer almıyorlar. Gökhan Zan'ın sakatlığı nedeniyle kadroya alınmazken, Tuncay o günlerdeki performansından oldukça uzak olduğu; Nihat, Rüştü ve Emre Aşık da futbolu veya milli takımı bıraktıkları için kadroda yer almıyorlar. Ayrıca yedekten gelen 3 isim Uğur Boral, Gökdeniz ve Semih (ki sırf şu sus işareti için kadroya alınabilirdi) de kadroda yer almıyor. Toplamda, Euro 2008'e giden 23 kişilik kadromuzdan yalnızca 10 kişi dün açıklanan aday kadroda yer alıyor. Genel olarak bakıldığında en ciddi kaybın hücum bölgesinde yaşandığı söylenebilir.


2008 kadrosuyla yaptığımız bu karşılaştırma, milli takımımızda büyük bir yenilenmenin yaşandığı izlenimini veriyor. Hiddink'in, özellikle Almanya ve Azerbaycan maçlarında alınan mağlubiyetlerin ardından bir yenilenme hamlesi yaptığını gördük. Euro 2008 kadrosunun üzerine iki ana eklemenin yapıldığı bu yenilenme operasyonunu blogda da takip etmeye çalıştım. İki ana parçanın biri olan Almanya kökenli gurbetçi oyuncuların henüz ilk 11'e dahil olamadıklarını görüyoruz. İleriye dönük olarak, bekler haricinde sağlam bir omurga vaat eden Serdar Kesimal, Ömer Toprak, Mehmet Ekici, Gökhan Töre, Cenk Tosun ve Madridista Nuri Şahin, Hırvatistan maçlarında temel görevleri üstlenen isimler olmayacaklar.

Yenilenme hareketinin ikinci parçasını oluşturan Trabzonspor 2010-11 yılı kadrosunun yerli oyuncuları ise, gurbetçilerin aksine play-off turunda kilit roller üstlenecekler. 8 yıl önce Konfederasyon Kupası'na götürdüğü yeni jenerasyonu, Letonya maçlarında kullanmadığı ve turu geçemediği için görevine son verilen Şenol Güneş'in milli takım seviyesine getirdiği Egemen, Selçuk İnan ve Burak Yılmaz, Euro 2008 kadrosunu çekirdeğine eklenerek Hırvatistan karşısındaki takımımızı oluşturacaklar. (Yine eski bir milli takım teknik direktörü olan Ersun Yanal'ın da Burak Yılmaz haricinde bu isimleri Trabzon'da topladığını ve bu süreci başlattığını hatırlatalım.)


Hiddink döneminde yaşanan değişim hareketini inceledik. Şimdi Hırvatistan maçlarında sahaya sürülmesi muhtemel kadro üzerine kafa yoralım. Hırvatistan maçlarında sahaya çıkacak on ismin, sakatlıklar veya sürpriz taktik değişiklikler olmadığı takdirde, tahmin edilebilir olduğuna inanıyorum. Yukarıdaki resimde gördüğünüz tahmini on birimdeki kaleci ve defans dörtlüsünün değişmesi zor görünüyor. Orta sahada Emre, hücumda da Burak ve Arda'nın pozisyonları değişmeyecektir. Hamit sağ kanatta olduğu takdirde Selçuk inan da ilk 11 başlayacaktır. Sahadaki 11. kişinin kim olacağı ise, bize Hiddink'in kafasındakiler hakkında ipucu verecek. Aşağıda, 11. isim kim olabilir ve bu tercihin maça tesiri nasıl olur sorularına değineceğim.

1) Selçuk Şahin: Hiddink, bir play-off karşılaşması önemindeki Belçika deplasmanında Selçuk'u kullandığı için ilk sıraya onu yazdım. Modriç, Rakitiç ve Mandzukiç gibi isimlerin etkinliklerini kısmak için defansın önünde geniş alanlar bırakmamak ve duran toplarda defanssa yardımcı olmak (belki bir duran topta üstünlük sayısını kaydetmek) adına Selçuk Şahin kullanılabilir. Ancak, Belçika maçının sonlarında top hakimiyetini rakibe bırakmayı kabul eden bir milli takım vardı, bu maçta ise gol yememek kadar gol bulmanın da önemli olduğunu unutmamak gerekiyor.


2) Sabri Sarıoğlu: İlk 11'de Sabri'yi iki şekilde kullanmak mümkün. Sabri ilk olarak, alıştığı bir mevkide, yani Gökhan Gönül'ün önünde sağ kanat olarak maça başlayabilir. Hırvatistan'ın esas sol beki Striniç ve sol stoper Lovren'in sakat oldukları da hesaba katıldığında, bu ikilinin dinamizmi bize aradığımız üstünlüğü getirebileceğini görüyoruz. Sabri'nin bize katacağı bir diğer artı da ön alan presi olacaktır. Hiddink, ikinci bir opsiyon olarak Sabri'yi orta sahada kullanabilir; ancak bu tercih defans ile orta saha arasında Hırvatların iyi kullanacağı geniş bir alan yaratacağı için risk taşıyor.

3) Kazım Kazım: Sabri maddesinde orta sahanın sıkıntılı olduğundan bahsettik. Eğer savunmadan hücuma uzun toplarla çıkma düşüncemiz varsa, Kazım rakibin sıkıntısından yararlanmamızı sağlayacak isim olacaktır. Bu seçenek, eğer Kazım (örneğin Dirk Kuyt gibi) ikinci forvet rolünü üstlenseydi çok daha faydalı olabilirdi; ancak Kazım'ın çizgi oyununu tercih eden yapısı bize ciddi bir avantaj getirmeyebilir.

4) Mehmet Topal: Bire bir mücadelelerde rakibi bozarak topu kazanma konusunda Selçuk Şahin'den daha iyi bir alternatif olan Mehmet Topal; duran toplar ve rakibin şişirdiği uzun topları karşılama konularında mevkidaşının gerisinde kalıyor. Topu oyuna sokma konusunda her iki ismin de zaman zaman sıkıntı yaşadıklarını ekleyelim. Euro 2008'deki Hırvatistan maçına ilk 11'de çıkan Mehmet Topal, forma giydiği takdirde defans önünde alan daraltma görevini üstelenecek. Ne var ki, Hiddink bundan önceki karşılaşmalarda Selçuk Şahin ve hatta Aurelio'yu Mehmet Topal'ın yerine tercih ettiği için ben de ona son sırada yer verdim.


Son olarak cuma günü oynanacak maç üzerine kısa bir değerlendirme yapalım. 2010 Dünya Kupası'nda yer almayan Hırvatistan'ı Euro 2012 elemelerinde de izleme şansı bulamadığım için, yalnızca Hırvat oyuncular hakkındaki genel bilgilerim üzerinden yorum yaptığımı eklemeliyim. Milli takımımızın mevcut sorunlarına yukarıdaki başlıklarda değindim; ancak bir kez daha yazmakta sakınca yok. Milli takımımızın çeşitli sorunları içinde en çok can sıkanlar, rakibin etkili alanlarda top kullanmasını engelleme ve skoru değiştirecek isimlerin azlığı olacaktır. Arda bu seviyede kendini ispatlamış tek gole dönük oyuncumuz olarak görünüyor, Burak'ın ise mutlaka bu maçların baskısından etkilenmeden Trabzonspor'daki performanısını görstermesi gerekiyor. Selçuk - Emre - Hamit - Arda dörtlüsünün, gerektiğinde ceza sahasını kalabalıklaştırmak da dahil olmak üzere, Hırvatistan'ın Rakitiç - Modriç - Srna - Mandzukiç dörtlüsünden beklediklerini gerçekleştirmeleri halinde durumu dengeleme ihtimalimiz var. Sol bek ve sol stoperlerinin sakatlığı bize sağ kanatta yararlanabileceğimiz bir alan yaratabilir. Duran topların maçların sonucuna etki etmesi de ihitmal dahilinde.

12. adam görevindeki İstanbul seyircisinin de maça etki edecek kadar aktif olmalarını bekliyorum. Unutmayalım ki omurgası Euro 2008'de görev alan bu Hırvatistan'ı yenebileceğimizi daha önce gösterdik. Cuma günü de, her şeyden önce o maçta olduğu gibi son ana kadar inancımızı korumak Euro 2012 biletini bize getirecektir.

15 Eylül 2011 Perşembe

A Milli Takım: Taşlar Yerine Oturuyor


Son havuz güncellemesinin üzerinden yalnızca bir ay geçmesine karşın, hem transferler hem de kadro seçimleri nedeniyle fazlaca değişikliğe ihtiyaç duydum. Öyle ki, takımların milli takım havuzuna olan katkılarını ayrı bir yazıda incelemeye karar verdim. Bu yazıda ise, play-off öncesi son dönemeçte kadroda yaşanan değişikliklere göz atmak istiyorum.

Milli takım havuzu ile ilgili yazılarıma başladığım Hollanda hazırlık karşılaşmasından bu yana, as oyuncular kategorisinde ilk defa büyük bir değişiklik görüyoruz. Bunun esas nedeni ise bahsettiğim hazırlık karşılaşmasından bu yana açıklanan 6 aday kadronun tümünde yer almayı başaran oyuncuları as oyuncular kategorisine terfi ettirmem oldu. İlk 11'de başlama şansını genellikle elde edemeyen İsmail ve Mehmet Ekici tartışılabilir; ancak Serdar Kesimal, Selçuk İnan ve Burak Yılmaz'ın sakatlık olmadığı müddetçe kadroda olacağını kestirmek zor değil. Uzun yıllardır kesin çözüm üretemediğimiz sol bek pozisyonundaki sorun nedeniyle Hakan Balta da birinci alternatif olmaya devam edecek gibi görünüyor. Bu nedenle onu da as kadroya ekledim.

Yükselişteki oyuncular kategorisinde zorunlu bir kaleci değişikliği yaşandı. Onur Kıvrak'ın uzun süreli sakatlığında ikinci kaleci konumuna yükselen Sinan Bolat, Estonya maçı ile birlikte ilk defa sahaya milli forma ile çıkma onurunu yaşadı. Selçuk Şahin, kesici orta saha rolüyle ilk 11'de düzenli olarak yer almaya başlarken, Yekta Kurtuluş da sakatlık ve cezalıların çokluğunda ilk resmi milli maçını oynama hakkını kazandı. Ağustos ayında Bundesliga'nın açılışının yapıldığı B.Dortmund - Hamburg maçında ilk defa A takım düzeyinde bir maça çıkan Gökhan Töre de, kısa sürede yeteneğiyle sivrildi ve milli formayla da tanıştı.

Sakatlık ve ceza durumunda kadroya çağrılan isimlerin yer aldığı "geniş kadrodakiler" kategorisinde ciddi bir değişiklik görünmüyor. Uzun yıllardır Bursa ve Trabzon formalarıyla üst düzey performans göstermesine karşın, A milli takım kadrosuna ilk defa bu sezon sonunda çağrılan Egemen Korkmaz, Kazakistan ve Avusturya maçlarında forma giyerek kadroda kalıcı olabileceğinin işaretlerini verdi. 21 yaş altı grubundaki isimlerden Necip, Orhan Gülle ve Nadir Çiftçi; sezon içerisinde daha fazla çalışıp kadroya girmeye çalışacaklar. Türk futbolunun "zeki ama çalışmayan" çocukları Sercan ve Batuhan ise, genç yaşlarına karşın, kabarık sicillerinden dolayı belki de bu sezon son şanslarını kullanacaklar.

Havuzun son kategorisi olan "gözden çıkanlar"da, gereksiz bir şişkinlik göze çarpıyor; çünkü ümit milli takım seviyesini geçen gençler ile yaş haddini henüz aşmayan tecrübeli isimler bu kategoride bir araya geldiler. Olası play-off maçlarına kadar ciddi bir hamle yapmadıkları takdirde, bu kategorideki pek çok ismin havuzun dışında kalacağını öngörebiliriz.
Havuzun son hali aşağıda yer alıyor. Havuzda yaşanan kategori ve takım değişimleri koyuyla gösterilmiştir.


Kadroya girenler: Tolga Zengin, Egemen Korkmaz, Umut Bulut, Yekta Kurtuluş

Kadrodan Çıkanlar: Semih Şentürk, Mert Günok

As Oyuncular:




Kaleci: Volkan (Fenerbahçe)
Defans: Gökhan Gönül, Serdar Kesimal (Fenerbahçe), Sabri, Servet, Hakan Balta (Galatasaray), İsmail (BJK)
Orta Saha: Arda (A.Madrid), Selçuk İnan (GS), Hamit (Real Madrid), Emre (FB), Mehmet Ekici (Werder Bremen)
Forvet: Kazım (GS), Semih (FB), Burak (TS)

Yükselişteki Oyuncular:

Kale: Sinan Bolat (S.Liege)
Defans: -
Orta Saha: Nuri Şahin (Real Madrid), Mehmet Topal (Valencia), Selçuk Şahin (FB), Yekta (GS)
Forvet: Umut (Toulouse), Tunay Torun(Hertha Berlin), Cenk Tosun(G.Antep), Gökhan Töre (HSV)

Geniş Kadrodakiler:

Kale: Onur (TS)
Defans: Emre Güngör(G.Antep), Gökhan Zan, Çağlar(Galatasaray)
Orta Saha: Mehmet Topuz (FB), Ceyhun Gülselam (Galatasaray), Serkan Balcı(TS)
Forvet: -

Yeni Gelenler:

Kale: Mert Günok (FB), Tolga Zengin (Trabzon)
Defans: Egemen Korkmaz (Beşiktaş)
Orta Saha: Yiğit İncedemir (Manisa), Engin Baytar (Galatasaray)
Forvet: -

U-21

Kale: -
Defans: -
Orta Saha: Necip (BJK), Orhan Gülle (Gaziantep)
Forvet: Nadir Çiftçi (Kayseri), Batuhan Karadeniz (Eskişehir), Sercan (Galatasaray)

Yaş Haddi:

Kale: -
Defans: -
Orta Saha: -
Forvet: -

Gözden Çıkanlar:




Kale: Ufuk (GS)
Defans: Caner (FB), Ersan Adem Gülüm (BJK), İbrahim Öztürk (Bursaspor), Eren Aydın (Manisaspor)
Orta Saha: Volkan Şen (TS), Ozan İpek (Bursa), Özer (FB)
Forvet: Halil (TS), Mevlüt (PSG), Tuncay (Bolton)

5 Ağustos 2011 Cuma

A Milli Takım: 23'ün Şifreleri


Şike soruşturmalarının başladığı günden beri, Türkiye’den futbola dair haberlerin pek azı saha içine dairdi. Tam Belçika’dan beraberliği kurtararak grup ikinciliği için büyük bir avantaj yakaladık derken, ucundan kıyısından en iyi ikincilik hesaplarına dalmışken, şike sürecinin milli takımı nasıl etkileyeceği sorusu bütün bu hesapların önüne geçti. Liglerin oynanmaması takımın eylül ayında oynanacak maçlarda fiziksel olarak sıkıntı yaşamasına neden olacaktır; ancak bundan çok daha önemli olan oyuncuların psikolojik olarak ne kadar ayakta kalabilecekleri.

Yazının bundan sonrasında saha dışı etkenleri dışarıda bırakarak yorum yapacağım için bu girişi yapmayı gerekli gördüm. Şimdi Hiddink’in son tercihleriyle milli takım havuzunda yaşanan değişimi değerlendirelim. Estonya ile oynanacak olan hazırlık maçı öncesinde çağırılan 23 kişilik kadro milli takımın yeni yapısı üzerine önemli ipuçları barındırıyor. Rakiplerimiz oturmuş kadrolara bir iki alternatif ararken, bizim hala kadro üzerinde kesin görüşlere sahip olmamamız bir dezavantaj; ancak son seçimler en azından belirli bir şablonun oturduğunu gösteriyor.

23 kişilik kadrolar milli takımlar düzeyinde belirleyicidir. İlk 11 + Yedek 11 + 3. Kaleci şeklinde formüle edebileceğimiz 23 sayısı, aynı zamanda büyük turnuvalara götüreceğiniz kişi miktarına eşittir. Gelin bizde çağırılan kadroyu 4-4-2 şeklinde bir şablona oturtalım.

İlk 11:

Volkan

Gökhan Gönül - Serdar Kesimal - Servet – Çağlar

Kazım – Emre – Selçuk Şahin – Arda

Burak – Semih

Yedek 11:

Sinan Bolat

Sabri – Gökhan Zan – Hakan Balta – İsmail

Mehmet Ekici – Selçuk İnan – Mehmet Topal – Gökhan Töre

Tunay Torun – Cenk Tosun

3. Kaleci: Mert Günok

Yorumlara başlamadan önce bir iki hatırlatma yapayım. Öncelikle kadroları benzer nitelikli oyunculardan birini ilk 11’e, diğerini ikinci 11’e koydum. İki oyuncu arasında ise Hiddink’in tercihlerine göre karar kıldım. Yine kadronun çift forvetten ziyade 4-1-4-1 taktiğiyle sahada olacağını düşünmeme karşın, iki 11’de dengeli bir dağılımı sağlamak için 4-4-2 dizilişini tercih ettim. Elimizdeki bazı oyuncuları birden fazla pozisyonda kullanma şansımız en büyük avantajımız, kadroda alternatif olması gereken, özellikle ofansif oyuncuların tecrübe eksikliği ise en büyük sorunumuz olacak gibi görünüyor. Daha detaylı yorumları maç yazısına bırakalım ve pek çok transferin yaşandığı 2011 yazının ardından havuzun aldığı son duruma geçelim.

Son notum da havuzla ilgili: Yeni gelenler kısmındaki şişmeden ötürü, havuza U-21 başlığını ekledim. Bu sayede önümüzdeki yıllarda milli takımın temelini oluşturacak isimlerle, alternatif oyuncuları ayırmış oldum. Havuzda yaşanan değişimler koyuyla gösterilmiştir.

Kadroya girenler: Mert Günok, Tunay Torun, Hakan Balta

Kadrodan Çıkanlar: Hamit Altıntop, Mehmet Topuz, Tolga Zengin, Egemen Korkmaz, Engin Baytar, Umut Bulut, Emre Güngör

As Oyuncular:


Kaleci: Volkan(FB)
Defans: Gökhan Gönül(FB), Sabri, Servet(GS)
Orta Saha: Arda(GS), Hamit(Bayern), Emre(FB)
Forvet: Kazım(GS), Semih(FB)

Yükselişteki Oyuncular:

Kale: Onur (TS)
Defans: İsmail (BJK), Serdar Kesimal (Fenerbahçe)
Orta Saha: Nuri Şahin (B.Dortmund), Selçuk İnan (Galatasaray), Mehmet Ekici (Werder Bremen) , Mehmet Topal (Valencia)
Forvet: Umut (Toulouse), Burak (TS), Tunay Torun(Hertha Berlin), Cenk Tosun(G.Antep)

Geniş Kadrodakiler:

Kale: Sinan Bolat (S.Liege)
Defans: Emre Güngör(G.Antep), Gökhan Zan, Hakan Balta, Çağlar(GS)
Orta Saha: Mehmet Topuz, Selçuk Şahin (FB), Ceyhun Gülselam (Galatasaray), Serkan Balcı(TS)
Forvet: -

Yeni Gelenler:

Kale: Mert Günok(FB), Ufuk (GS), Tolga Zengin (Trabzon)
Defans: Ersan Adem Gülüm (BJK), İbrahim Öztürk (Bursaspor), Eren Aydın (Manisaspor), Egemen Korkmaz (Beşiktaş)
Orta Saha: Yiğit İncedemir (Manisa), Engin Baytar (TS), İbrahim Akın (İ.B.B), Yekta(GS)
Forvet: -

U-21


Kale: -
Defans: -
Orta Saha: Necip (BJK), Orhan Gülle (Gaziantep)
Forvet: Nadir Çiftçi (Portsmouth), Gökhan Töre (Chelsea), Batuhan Karadeniz (Eskişehir), Sercan (Bursa)

Yaş Haddi:

Kale: -
Defans: -
Orta Saha: -
Forvet: -

Gözden Çıkanlar:

Kale: -
Defans: Caner (FB)
Orta Saha: Sezer Öztürk (Fenerbahçe), Volkan Şen, Ozan İpek (Bursa), Özer (FB)
Forvet: Halil (TS), Mevlüt (PSG), Tuncay(Wolfsburg)

31 Mayıs 2011 Salı

Milli Takım Havuzu: Bir Yılın Ardından


Milli takımımızın Hiddink ile çalışmalara başladığı Amerika kampının üzerinden yaklaşık bir yıl geçti. Ciddi bir oyuncu sirkülasyonunun yaşandığı bu bir yıl boyunca, istikrarsız sonuçlar ile karşılaştık. Bir yıl içinde, Euro 2012 elemelerinde A grubunda Almanya beklendiği gibi grup liderliğini ele geçirdi ve liderliği kimseye bırakmaya niyeti yok. Belçika ile oynayacağımız karşılaşmadan avantajlı bir sonuçla ayrılırsak play-off biletini büyük ihtimalle cebimize koyacağız. Şimdi bu kritik karşılaşma öncesi kadronun nasıl şekillendiğine bakalım.

Milli takımla ilgili havuz yazılarına Hollanda maçı öncesinde başlamıştım; çünkü o maç için seçilen kadro Hiddink'in gelecek kurgusunda hangi oyuncuların yer alacağını gösteriyordu. O günden bu yana tam 11 oyuncu Hollanda, G.Kore, Avusturya ve Belçika maçlarının tümünde aday akdroda yer aldılar. Sabri, Emre, Nuri ve Emre Güngör de sakatlık yaşamadıkları takdirde kadroda yer aldılar. Bir yıl sonra oynanacak Avrupa Şampiyonası'na katılmamız halinde seçilecek olan 23 kişilik kadroyu kestirmek ise hala güç.

Hiddink'in şu an itibariyle bu 23 meselesini kafaya taktığını zannetmiyorum. Zaten Belçika maçı öncesinde 27 kişilik geniş bir kadro seçimi yaptı. Avusturya maçının ardından kadroya 8 yeni isim çağrılırken, 5 isim kadrodan çıkarıldı (Hamit'in de kadrodan çıkarılmasıyla bu sayı 6'ya yükseldi). Avusturya maçında orta sahada görev yapan yeni Madridistaların yerine kimlerin görev yapacağı da merak konusu. Bu sorunun cevabı, Hiddink'in orta saha tercihiyle doğrudan ilişkili olacak. Emre ve Sabri bu isimlerin yerine doğrudan dahil olduğu benzer bir diziliş mi, yoksa daha geride kurulan ve Mehmet Topal'ın kullanıldığı klasik bir 4-3-3 mü göreceğiz? Her koşulda topu ayağında tutabilen bir orta sahaya sahip olacağımızı düşünüyorum ki, bize sonucun ön planda olduğu bu maçta büyük avantaj sağlayacaktır.

Şimdi son kadro seçimlerinin ardından kadronun nasıl şekillendiğine ve havuzdaki son duruma bakalım. Havuzda yeri değişen futbolcular koyu ile yazılmıştır. Son bir notu da transferler için düşmem gerekiyor. Transfer olan oyuncuların takımlarını henüz değiştirmedim. Eğer bu kadro bir şampiynoa için açıklanmış olsaydı, oyuncular geçtiğimiz sezon görev yaptıkları takımları temsil ediyor olacaklardı. Buradan hareket ederek takımlarda değişikliğe gitmedim.

Kadroya Girenler: Tolga Zengin, Engin Baytar, Sabri Sarıoğlu, Egemen Korkmaz, Çağlar Birinci, Gökhan Töre, Emre Belözoğlu, Selçuk Şahin

Kadrodan Çıkanlar: Mert Günok, Hakan Balta, Yekta Kurtuluş, Nuri Şahin, Tunay Torun

As Oyuncular:


Kale: Volkan (FB)
Defans: Gökhan Gönül(FB), Sabri, Servet(GS)
Orta Saha: Arda(GS), Hamit(Bayern), Emre(FB)
Forvet: Kazım(GS), Semih(FB)

Yükselişteki Oyuncular:

Kale: Onur (TS)
Defans: İsmail (BJK), Serdar Kesimal (Kayseri)
Orta Saha: Nuri Şahin (B.Dortmund), Selçuk İnan (TS), Mehmet Ekici (Nürnberg), Yekta(GS)
Forvet: Umut, Burak (TS)

Geniş Kadrodakiler:

Kale: Sinan Bolat (S.Liege)
Defans: Emre Güngör(G.Antep), Gökhan Zan, Hakan Balta, Çağlar(GS)
Orta Saha: Mehmet Topuz, Selçuk Şahin (FB), Ceyhun Gülselam (TS), Mehmet Topal (Valencia), Serkan Balcı(TS)
Forvet: Halil (E.Frankfurt), Mevlüt (PSG), Tuncay(Wolfsburg)

Yeni Gelenler:


Kale: Mert Günok(FB), Ufuk (GS), Tolga Zengin (Trabzon)
Defans: Ersan Adem Gülüm (BJK), Gökhan Süzen (İ.B.B), İbrahim Öztürk (Bursaspor), Eren Aydın (Manisaspor), Egemen Korkmaz (Trabzon)
Orta Saha: Necip (BJK), Özer (FB), Yiğit İncedemir (Manisa), Engin Baytar (TS), Orhan Gülle (Gaziantep), İbrahim Akın (İ.B.B)
Forvet: Nadir Çiftçi (Portsmouth), Batuhan Karadeniz (Eskişehir), Tunay Torun(Hamburg), Cenk Tosun(G.Antep), Gökhan Töre (Chelsea)

Yaş Haddi:

Kale: -
Defans: Ömer (Bursa)
Orta Saha: Aurelio (BJK)
Forvet: Nihat (BJK)

Gözden Çıkanlar:


Kale: Hakan (BJK)
Defans: Caner (FB), İ.Toraman (BJK)
Orta Saha: Sezer Öztürk (Eskişehir), Volkan Şen, Ozan İpek (Bursa)
Forvet: Turgay, Sercan (Bursa)

29 Mart 2011 Salı

Türkiye 2-0 Avusturya: Hiddink'in Sayfası, Arda'nın Kalemi


Milli takımın galip geldiği bir akşam yazı yazmanın keyfi başka oluyor. Bu durumu, bir yıllık sürece yayılan 10 adet maçta kaderinizin belirlendiği milli takımlar arenasında galibiyetlerin değerinin artmasına bağlıyorum. Almanya - Azerbaycan şoklarının zorunlu kıldığı değişim hareketini kasım ayından beri blogda takip etmeye çalışıyorum ve bu akşam oynanan Avusturya maçının ardından değişimin üzerine artık daha kesin ifadelerle konuşabiliriz. Öncelikle ilk 11 ve dizilişi tartışarak başlayalım.

Kalede Volkan neden değişilmez olduğunu bu akşam bir kez daha ispatladı. Onun önündeki dörtlüde yalnızca stoper değişti ve Serdar Kesimal ilk 11'de şans buldu. Sol bekte İsmail'i deneyen Hiddink ondan pek memnun kalmamış olacak ki, ilk maçlarında stoper olarak görev verdiği Hakan Balta'yı bu maçta yeniden birinci sol bek olarak görevlendirdi. Bundan sonra sakatlıklar veya form durumlarında ciddi bir düşüş olmaz ise bu dörtlü görev yapmaya devam edecektir. Tek tek isimlere baktığımızda çok sorunlu görülmeyen bu dörtlünün top bizdeyken ileride pozisyon alamaması ise ne yazık ki Hiddink'in planlarına engeller oluşturmaya devam ediyor.

Yalnızca tek bir değişikliğin yapıldığı defans dörtlüsünden bu kadar uzun bahsetmemin nedeni, bu dörtlünün orta saha kurgusuna yaptığı etki. Geçtiğimiz yıl Romanya ile oynanan hazırlık karşılaşmasında 4-2-3-1 sistemini deneyen Hiddink'in, geri dörtlünün ağırlığı sebebiyle orta sahayı daha geride kurmaya başladığını ve bu nedenle 4-3-3'e döndüğünü gördük. Tekrar 4-2-3-1 görüntüsüne büründüğümüz bu maçta da önde oynayan Mehmet Ekici ile orta ikili arasında geniş bir alan kaldı.Orta sahada tercihini sürekli olarak pasör oyunculardan yana kullanan Hiddink, Hollanda maçı kadrosundan bu yana aklında olan Selçuk - Nuri - Mehmet Ekici üçlüsünü bu maçta deneme fırsatı buldu. Birlikte oynamamanın yarattığı uyumsuzluk Avusturya karşısında sırıtmadı; ancak uyumsuzluk aşılsa dahi oyunu fazlaca geriden kurmanın getirdiği hücumda çoğalamama sıkıntısı devam edecek gibi görünüyor.


Pas yapan oyuncuların fazlalığı, milli takıma başta topa sahip olma ve pozisyon üretme açısından çok şeyler katacaktır; ama orta sahanın bu yeteneğinin daha fazla ön plana çıkması için takımın daha önde oynayabilmesi gerekiyor. Daha dirençli bir orta saha oluşturmak için önümüzdeki maçlarda Mehmet Topal, Emre ve Sabri ilk 11'de kullanılabilir. Ama Selçuk - Nuri - Mehmet Ekici üçlüsünün bu akşam ilk defa bir arada oynadıklarını bir kez daha not düşmekte fayda var; çünkü kişisel kanaatim milli takımda bu üçlüyü uzun yıllar bir arada göreceğimiz yönünde. Birbirlerine ve takım arkadaşlarına alıştıktan sonra kalitelerini sahaya daha çok yansıtacaklardır.

Kanatlarda Arda ve Hamit yangında ilk kurtarılacaklar listesinde yer aldıkları için bu mevkilerde sadece alternatifleri tartışabiliriz. Ancak bu orta saha yapısında, gol yükünü santrafor ile birlikte Arda'nın çekmesi gerekecek. Santrafor demişken, elimizde bu tanıma uyan tek oyuncunun Semih olduğunu ve ondan vazgeçmememiz gerektiğini düşünüyorum. Bugün goldeki asisti de tadından yenmez güzellikteydi.


Son paragrafı ise yukarıda sadece bir kez adını anarak kendisine haksızlık ettiğimi düşündüğüm Arda Turan'a ayırmak istiyorum. Onu çıplak gözle ilk kez sahada görme şansına Euro 2008'e hazırlık için İnönü'de oynanan Türkiye - İsveç maçında erişmiştim. İkinci yarı oyuna giren Arda'nın Kapalı'nın önünde 45 dakikada ortaya koyduğu performans beni kalitesine ikna etmeye yetmişti. Bu akşam A milli takımda 10. golünü attı Arda ve milli takım üzerinden kendi kişisel hikayesini büyütmeye devam ediyor. Sanıyorum futbol severler olarak onun için yapacağımız en iyi şey, ona methiyeler düzmek veya verimsiz geçen 3 senenin hesabını sormaktan ziyade, kendi hikayesini yazmaya devam etmesi için ona izin vermek olacaktır. Zaten şimdiye kadar gördüklerimiz onun kaleminin ne kadar kuvvetli olduğunun ispatı.

Not: Fotoğraflar tff.org'dan alınmıştır.