12 Aralık 2010 Pazar
Tek Kişilik Gösteri Olarak Sergen...
"Bizim ev yakındı problem olmuyodu" buyurmuş Sergen Yalçın. Vallahi hakkı var. Ev yakın oldu mu bizde de sorun çıkmazdı hiç.
Ama videonun başı daha çok yarıyor beni. Ercan Taner'in "Doğru mudur bu?" sorusuna verdiği "Doğru, doğru. Net olarak biliyorum ben." yanıtı yok mu... Sen bilmezsen kim bilecek di' mi!
Böylece "Bayern Münih", "Tabata-Baklava", "O 10 yabancının 6sı futbola yabancı" gibi unutulmaz sözlerine bir yenisini daha ekledi kendisi. Devamını bekliyorum şahsen.
16 Ekim 2010 Cumartesi
Yaşayarak Öğrenme

İnternetin yaşamımızı tümüyle kontrol altına aldığı şu günlerde, yaşadığınız yerde ne olup bittiğini anlamak için başvurulacak bir numaralı kaynak hala gazeteler. İnternet sayfalarının yanıp sönen ışıkları, sağdan soldan fırtlayan reklamları arasında konuyu anlama çabası göstermek yerine, sessiz sakin bir vakit bulduğumda bana okuyacağım konuya yoğunlaşma şansı verdiği için ciddi hususlarda her zaman gazeteleri tercih ederim. Almanya'nın doğusu ile batısının yeniden birleştiği 3 Ekim tarihinde cumhurbaşkanı Wulff'un "Artık İslam'da Almanya'ya aittir" sözleri üzerine başlayan tartışmalar da bu ciddi hususların başında geldiği için konuyu Alman gazetelerinden öğrenmeye karar verdim.
Maalesef bu araştırmayı yaparken atladığım bir başka konu vardı ki, o da gazetelerin hiç de tarafsız yayın kuruluşları olmamasıydı. Bu meselenin bana sorun çıkaracağını uçakta yaşadığım bir başka olaydan çıkarmam gerekirdi aslında. Hamburg uçağında yanımda oturan Alman öğretmenin "Hürriyet" Turkish Daily News gazetesini bana gösterip "Hürriyet Kemalist mi yoksa İslamist mi?" diye sormasının ardından, "Aslında ikisi de değil ama İslamcı gazeteler radikal sınırları zorladığı için ister istemez Kemalist sınıfına giriyor; ama hükümet gazetenin patronu Aydın Doğan'ı milyar dolarlık vergi borcuyla korkuttuğu için vs. vs. vs." diye bir açıklama yapmak yerine kısa yoldan "Kemalist" dediğimde, gazetelerin nasıl çeşitlilik gösterebileceklerini de anlamıştım.
Bu diyaloğu Hamburg'a indikten sonra unutmuş olmalıyım ki, geldikten sonra Alman gazetelerinin politik tutumları hakkında bir araştırma yapma gereği görmedim. Almanca kursuna bir sanat haberi götürmem gerektiği vakit yaptığım araştırmada Marilyn Monroe'nun günlükleri ile ilgili bir habere rastladığım için de Die Welt gazetesini satın aldım. Bu tanışıklığın yarattığı sempatiyle de Almanya - Türkiye maçı ve "İslam Almanya'ya aittir" tartışmasını takip etmek için gazetenin pazar sayısını da edindim. Belki Almancam biraz daha iyi olsa kapaktaki haberleri okuyarak gazete hakkında biraz fikir sahibi olabilirdim; ama sınırlı bilgim buna engel oldu. (E peki gazeteyi nasıl okuyorsun diyenler için not: Şu andaki Almanca düzeyim gramer kalıplarını ve cümle kuruluşlarını bilecek düzeyde; ama kelime bilgim sınırlı olduğu için yazılanları sözlük yardımıyla anlıyorum)
Sekiz sütuna manşeti "İslam bize ait mi - yoksa? (Der Islam gehört zu uns - oder?)" şeklinde çıkan gazetenin ilk sayfasını sağcı Alman politikacılarının İslam sözcüğünden duydukları korkunun tezahürleri kaplamış durumda. İktidardaki Hristiyan Demokrat CDU'nun üyesi Volker Bouffier (ki bu şahsın iç sayfada kendisinin bilgi düzeyini gösteren bir röportajı da mevcut) "(İslamiyet'in Almanya'ya ait olması için)Önce İslam modern yaşamla uyumlu olmalı ve 21. yüzyılda laik bir devletin standartlarına erişebilmeli" gibi nereden tutsan elinde kalacak bir açıklama yapmış. İslam kültürünü, Almanya'ya vize almak için gelen 3. dünya ülkesi proleterlerinden ibaret sanan, kendisini de büyük elçiliğin vize memuru ilan eden Bouffier, sanki İslam'ın Almanya'dan kabul görme ihtiyacı varmış gibi bir de İslam'a modern yaşama uyma yükümlülüğü getiriyor. Bir de İslam laik bir devletle uyumlu hale gelmeliymiş. 1937'de Türkiye laik bir devlet haline geldiğinde babalarının kuşağı Yahudi avlamaktan dış gelişmelere pek önem vermemiş olacak ki, Bouffier beyin Türkiye'de laikliğin Almanya'dan önce hayata geçtiğinden haberi yok. Ayrıca gören de sanacak ki laiklik Hristiyan kiliselerinin desteğiyle Avrupa'da kabul gördü. Röportajında sanki engizisyon mahkemelerini Yavuz Sultan Selim kurmuş gibi Hristiyanlık ve Hümanizma'yı aynı cümle içinde rahatlıkla kullanan ve "Tabii Müslümanı da, dinsizi de bizim vatandaşımızdır" diye Tayyipvari bir egemen kültür - alt kültür çatışması yaratan Bouffier'in en büyük hayali vatandaşlık vereceği "öteki" kültüre mensup insanlara yüz soruluk Almanya testi yapmak.
Cumhurbaşkanı Wulff'un açıklamasının uzun versiyonu şu şekilde: " Hristiyanlık şüphesiz Almanya'ya aittir. Yahudilik şüphesiz(!) Almanya'ya aittir. Bu bizim Hristiyan - Yahudi tarihimizden gelmektedir. Ancak, günümüzde İslam'da Almanya'ya aittir." Tayyip Erdoğan bu açıklama hakkında "adam haklı beyler" mealine gelen "Bir gerçeği dile getirmiş" yorumunu yapmış. Ama Almanya'nın sağ görüşlü politikacılarının bu basit gerçeği görmeye dahi tahamülleri yok. CDU'nun din kardeşi CSU'dan Hermann "Kimse buradan İslamı Almanya'ya entegre etmek istediğimiz sonucunu çıkarmasın" açıklamasıyla 21. yüzyıl Nazisi Sarrazin'in korkularını paylaştığını göstermiş.
Bu açıklamalarla sinirim tepeme çıktığı için Bouffier'in röportajının yanındaki papazın açıklamalarını okuyamadım, eminim okusaydım ondan da pek çok özlü söz çıkarırdım. Sözün özü, gazete okumak ciddi iştir. Araştırmadan aldığınız takdirde sinir kriziyle sonuçlanabilecek derecede büyük yan etkileri olabilir. Die Welt'i gönül rahatlığıyla çöpe attıktan sonra Die Zeit'a geçiş yapmak niyetindeyim, umarım beni yanıltmazlar. Yine umarım ki bir daha hayat boyu sağcıların sığ görüşlü yorumlarını okumak zorunda kalmam. İyi haber: Buradaki sağcıların ve statükocuların da bizim ülkemizden zerre kadar farkı yok. Türkiye'nin dışına çıkınca ülkemizin kazanımlarını çok daha iyi görebilirsiniz.
19 Mayıs 2010 Çarşamba
Ümit Aktan ve Fenerbahçe Yorumu
Masal bu ya... Köyün ağası karar vermiş köyün güzelini almaya. Ağa bu; kaçıracak değil ya, vermiş 20 davar ve 50 keçi, iki de ipek halıcık göndermiş ve kızın rızası sorulmadan başlamış düğün hazırlıklarına.
Komşu köylerden çengiler gelmiş, davul zurna hakeza...
Ağanın köşkünün bahçesi süslenmiş.
Gelin yukarıda hazırlanırken, aşağıda damat tıraşını bile yaptırmış ağa...
Kimse sormamış ya gelin kıza, köyün güzeline; “gönlün kimdedir” diye ve kızımızın gönlü ise tuttuğunu koparan ve kendisini “kullanmak” için arzulayan ağaya meyilli değilmiş meğer...
Mermiler bile sürülmüş namlulara havaya ateş edilecek ya gelin avludan inerken...
Tam o saat gelmiş...
Çığırtkan ağaya da yaranacak ve ertesi gün alacağı bahşişin yüzü suyu hürmetine bağırıvermiş...
“Gelin kızımız geliyor. Çalsın davullar, oynasın dört kol çengiii...”
Merdivenden gelen yok...
Bir daha anons...
Hâlâ gelen yok...
Koşmuşlar kızın odasına, üst kata ve ne görsünler...
Cam açık, perde rüzgarla uçuşuyor ve kız yok...
Kız kaçmış...
Hemen o an ağanın adamları kırıp dökmeye başlamış ortalığı...
Havaya ateş edecek silahlar birbirlerine doğrultulur olmuş.
Kıyamet kopar gibi olmuş...
Kız gönlünün sesini dinlemiş. Paraya para demeyen ağaya değil, kendisini kullanmak için isteyen ağaya değil, fakir ama mert delikanlı sevgilisine kaçmış...
Zengin ve şımarık yerine fakir ama gururlu genci tercih etmiş...
Kız sevdiğine kaçmış...
Bu masalla ilgili olarak aldığım en güzel mesaj şudur:
“Türkiye’de Fenerbahçe’nin neden antipatik bulunduğunun cevabı, iki dakikalığına kendini şampiyon sandığı anda hoplayıp zıplayarak bunu kutlamak yerine hemen rakibini incitmek ve onunla alay etmek amacıyla timsah yapmaya kalkmakta gizlidir.”
Sevmiyorsun...
Saygı hiç duymuyorsun...
Sevgi beklemiyorsun belki ama saygı istiyorsun.
Saygıyı elde edemediğin zaman da kalkıp korkutarak bunu elde etmeye çalışıyorsun.
Bu nedenle üç yıldır en anlı şanlı yabancılarınla ve en pahalı hocalarınla üç adet Türk’e kaybediyorsun şampiyonlukları.
Zico ile Cevat Güler’e...
Aragones ile Mustafa Denizli’ye...
Daum ile Ertuğrul Sağlam’a...
Şenol Güneş senin elinden ligi alıyor, kupayı da alıyor, sonra Süper Kupa’nın bile dışına itiyor...
Sen ise hâlâ “sınırsız yabancı” istiyorsun...
Aziz Ağabey...
Kız kaçmaktan bıktı...
Alan her yıl götürüyor bu kızı...
Ağam...
Oyuncun çukur kazdığında, kalecin poposuyla top tuttuğunda veya ayağını kalçadan tutup tribünlere salladığında ortaya çıkıp ağalığını gösterseydin, iki gün önce “aaa” diye kalakalmazdı seninkiler ortada.
Yüzleşseydin kazandığında, kırıp dökerek kazandığında, oyuncunun değil, senin müdahalelerinle kazanıldığında kontrol edebilseydin gücü, o zaman en güçlü olurdun. O zaman hepimizin ağası olurdun...
840 dakika sonra Şenol’un elinde bulunan rekorunu kırmasına izin vermeyen Şenol’a ezdirmemiş olurdun Volkanını. O rekoru durduran da kapının önüne koyduğun Burak oldu ise bunda bir “ilahi adalet” dengesi, akıl sır ermez bir kantar olduğunu kabullenirdin. Ağalığa da bu yakışırdı...
Marabalar bile saygı ve sevgiyi çoğunlukla paraya tercih eder ağam...
Oyuncun Güiza yerde yatarken ve rakip takım onu işaret ederken, Daum bile Emre’ye topu dışarı atmasını söylerken onun çabukluğu ile Cristian’ın bombası ve ardından “ağlamak” işaretinin üstüne gelmedi mi Alanzinho’nun oyunu çabuk başlatması... Kendi silahınla vurulmadı mı ağam?..
Her türlü galibiyette hep Ağa’nın takımının neden yenildiğini sorgulamaktan rakibin neden yendiğini sorgulamayı ıskalayan organik yorumcularınla kuşatılırsan gerçekten uzaklaşırsın ağam...
Onların bilgisi yok ama fikri çok... Ben seni çok seviyorum ağam...
İnan onlardan daha çok seviyorum ve o gece için seninkilerden çok üzüldüm sen üzüldüğün için... “Bu sezonu kaybettik, artık önümüzdeki sezonlara bakacağız” klişesi ayıbı örtmez ki... Çünkü kız kaçtı düğün evinden...
“Bu kızı da kaçırdık artık başka kızlara bakacağız” demek de ağalığa yakışmaz...
Bir kent Türkiye’nin yarısına gülüyor. Haklı da...
Timsah yürüyüşü ile sazan yürüyüşünü tartışıyor millet...
Bir de düşün ki, o top bir karış aşağıdan veya 20 santim daha soldan gitseydi bugün kimlerin kalbini nasıl kırıyordu seninkiler...
Kalp kırma şansları ellerinden alındığı için o gece kafa kırdılar...
Bırak artık köyün kızlarını ağam...
Dışarıdaki yabancı sevgililere bak, bu takımınla seni Avrupalı kızların arasında dolaştıracak, gönlünü rahat rahat eğlendirecek kızları kovala artık...
Ya da git balık tut...
Türkiye Gazetesi'ndeki köşe yazısından alıntıdır.
19 Mart 2010 Cuma
Münferit Olarak... Ben de...
Bir Hürriyet klasiği daha. Gazeteni de, seni de, köşeni de, anneni de, tüm yakınlarını da münferit olarak öpüyorum.
Galatasaray-Ankaragücü maçında tribünden atılan ve ağır yaralanan bir taraftar yüzünden bir kere değil, bin kere kapatılması gereken Ali Sami Yen'i, ''Olay münferittir'' diyerek kapatmamış..
Bu olayda emeği geçen yukarıda adını saydığım tüm Galatasaraylı, ya da Galatasaray sempatizanı abilerimin, ablalarımın, kardeşlerimin ellerinden, gözlerinden, kısacası ''Her yerinden'' MÜNFERİT olarak öper, başarılar dilerim!!!
Nice ''Şaibeli'' şampiyonluklara..
buyurmuş, annesi öpülesi köşe yazarımız. Tırstı herhalde Sami Yen'den...
11 Şubat 2010 Perşembe
Okay Karacan
Okay Karacan Fenerbahçeli'lerin küfürlü saldırılarına maruz kalıyormuş twitter'da. Galatasaraylı olmak ve maçı Galatasaraylı gibi anlatmakla suçlanıyor. Öncelikle kendisinin Beşiktaşlı olduğunu söyleyeyim. Sonra da Ercan Taner'den sonra ilk kez bir maç anlatımından bu kadar keyif aldığımı itiraf edeyim.
Lucas Neill'ın, Emre Çolak'ın, Elano'nun şapka çıkarılacak hareketlerini hakkını vererek yorumladı. Farkı zaten yanında oturan Ömer Üründül belli etti. Adam kuduruyor Galatasaray'a laf sokmayınca. Neymiş Neill profesyonel değilmiş, profesyonel adam öyle yaparmıymış. Ulan sen bileğine bu kadar hakim oynayan bir stoperi kaç maçta gördün hayatında? Hakkını ver bari adamın, ama nerde? Veremiyorsan da yürü git, çıkma televizyona gazeteye. Aç benim gibi bir blog, orada ne kadar Galatasaray nefretin varsa hepsini kus. Okay Karacan'a bile laf yetiştirdi Galatasaray'ın her güzel hareketinden sonra. İyi sabır varmış Okay Karacan'da ki sesini çıkarmadı.
Aklı başında, tarafsız olmayı bilen bir insan futbol adına ne keyif veriyorsa söyleyebiliyormuş demek ki. Umarım Okay Karacan'ı Lig TV'de de maç anlatırken dinleme fırsatı buluruz.
5 Şubat 2010 Cuma
Bilgin Gökberk
Hala çözemediğim bir adam Bilgin Gökberk. Dinlediğimde gayet mantıklı, sağduyulu yorumlar yaptığını düşünürüm. Yazıları ise "uzaylı" lakaplı Mustafa Topaloğlu'nun herhangi bir konuda konuşmasını dinliyormuşsunuz gibi hissettirir. Bu da öyle bir yazı. Ama ana fikri anlıyorsunuz :)
Aslında uzun süredir dile getirdiği ve benim de sonuna kadar katıldığım bir konu bu. Bu yazılarından birini buraya koymayı istiyordum, kısmet bu güneymiş.
***
Yuh!
10 yıl Ajax-5 yıl Milan- 5 yıl Barcelona, Kanalizasyon, Tele-Pazar
Futbolcu Rijkaard!
Ajax...Milan...Tekrar Ajax...Filan...
***
Ajax’la kazandığı... 4 Hollanda Lig Şampiyonluğu... 4 Hollanda Süper Kupası... 2 Hollanda Kupası... 1 UEFA Şampiyonlar Ligi... Falan...
Milan’la kazandığı... 2 Seri A Şampiyonluğu... 1 İtalya Kupası...
2 İtalya Süper Kupası... 2 UEFA Şampiyonlar Ligi.. 2 UEFA Süper Kupası...
2 Kıtalararası Kupa... Filan...
Hollanda ile kazandığı... 1 Avrupa Şampiyonluğu... Falan...
***
Teknik Direktör Rijkaard!
Hollanda Milli Takımı... Barcelona... Filan...
***
Barcelona ile kazandığı... 1 Şampiyonlar Ligi... 2 La Liga Şampiyonluğu... 1 İspanya Süper Kupası... Falan...
***
Yardımcısı!
Ajax... Barcelona... Filan...
***
Hollanda Milli Takımı’nda Hiddink’in ve Rijkaard’ın yardımcısı... Avustralya Milli Takımı’nda Hiddink’in yardımcısı... Barcelona’da Rijkaard’ın yardımcısı... Falan...
***
Bizimki!
“O mu bilir, ben mi” ve “ben ondan daha iyi bilirim” diyen...
Yenigün...
Yankı...
Vs...
Erkekçe...
Filan..
Cumhuriyet...
Sabah...
Yaşamdan Dakikalar...
90 Dakika...
Tele-Pazar...
Vs...
Falan..
***
Bir diğeri!
“Florya daki çaycının takıma katkısı ondan fazla” diyen...
Telegol...
Milliyet...
Sabah...
Karar Anı...
Filan...
Şansa Bak...
Kanalizasyon(Bayülgen’in filmi)...
Falan...
***
Diğerleri...
3 sene bu gaste...
1 sene şu tivi...
2 sene şu gaste...
Filan...
5 sene o gaste...
1 sene bu tivi...
Falan...
***
Filan falan...
***
Nokta!
28 Ocak 2010 Perşembe
Oynar mı sandınız?
Biz haberini bir hafta önce almıştık :) Ama kendisinin Almanya'ya transferi bugün basında yer aldı. Almanya'nın 6. Lig takımlarından Uerdingen'e transfer olmuş. 6. Lig ne oluyorsa artık... Tanıdınız değil mi Fatih Akyel'i?
Haberlere göre kendisi imzayı atar atmaz antrenmanlara başlayacakmış. Külahıma anlatsın, bu herifte top oynayacak bir hal var mı?
NTVSpor'un Galatasaray şanssızlığı
NTVSpor'un internet sitesindeki son "istatistikî" haber:
Galatasaray'ın 'kiralık' şanssızlığıSanctis, Niculescu, Sarr, Almaguer, Barusso, Christian... Galatasaray'ın yüzü kiralık alınan yabancı futbolcularda gülmedi.
Rakip taraftarların sinirlenmesini, kıskanmasını, Galatasaray'ın yeni transferlerine "işe yaramaz" demesini anlarım. Futbolun rekabeti ve eğlencesi içinde olan ve olması gereken şeyler bunlar. Hatta zaman içinde böyle yorumların doğruluğu da ortaya çıkabilir.
Ama kendi şahsi kıskançlıklarınızı dünya aleme duyurmak, hırsından gözü dönmüş bir şekilde ortadan ikiye çatlamak niye? Gökhan Ünal da iyidir, üzülmeyin bu kadar.
Haberi yazan Gökhan Karataş isimli arkadaş iki kiralık oyuncu transferimizin hemen ardından böyle bir haberi yayınlamakla Almaguer'i, Barusso'yu, Christian'ı, Jô ve Giovani dos Santos'la karşılaştırma gafletine düşmüş. De Sanctis'in de kötü bir seçim olduğunu iddia etmiş. Allah akıl fikir versin. Bu yönetim, teknik kadro ve futbol takımı bizde olduğu sürece de sabırlar diliyorum kendisine. Hırpalamayın kendinizi bu kadar...
Söz konusu haber...
7 Ocak 2010 Perşembe
Ankara...
Darius Vassell'in, zaman zaman kullanıcı yorumlarına da açılan, bloguyla ilgili ntvspor.net güzel bir tespitte bulunmuş. Adam geleli 6 - 7 ay oldu ama şimdiden delirmiş gibi kendisi bloguna yazdıklarına bakılırsa.
Eee, Ankara bu, başka yere benzemez. Sen Londra'dan kalk, bu beton yığınına gel. Hadi geldin, bari Gökçek'lerin klasikleşmiş "Aile Hazinesi İhya Projeleri"ne ortak olma. Bunlar cüzdanı doldurur, sonra eğlenmek için Türkiye'nin en üst düzey ligindeki iki takımı alıp "Kaç sektircez acaba?" diye bir o ayak bir bu ayak, sektirir durur. Bunu yaparken de ortalığı birbirine katar. Sen bu yanarlı dönerli işleri anlayamazsın. Seni geçtim, biz bile daha tam çözemedik!
1 sene önce Atatürk kim, belki onu bile bilmezken, bir bakmışsın elindeki Atatürk portresiyle sokakta kalmışsın. Hocan nedenini ve yöntemini anlayamadığın bir şekilde takımdan gönderilmiş. Etrafındaki oyuncular da hoca gönderebilme yetkisine, nispeten, sahip.
Tuhaf yerdir Türkiye, Darius. Hele Ankara daha da beterdir. İşin zor, kolay gelsin.
Ha bir de; öyle "köpeğimin odası" geyiklerine de girme fazla, burada köpeğe mekruh derler, bir de ondan ağrımasın başın.
8 Aralık
Birşeyler olmaya başladığını hissediyorum. İşler değişiyor, sadece bilmek istediğim iyi mi olacak yoksa kötü mü? Bugün bana Ankaragücü taraftarının artık beni istemediği şeklinde haberler gösterildi . Şimdi annem kaygılandı.
15 Aralık
Burda yaşadığım problemleri ve çıkış yolunu düşünmekten uyuyamıyorum. Yatağımda uzanmış yatıyorum, havalandırma cihazının gürültüsü, stresli düşüncelerin makine dairesini andırıyor, acımasız. Bir hareket planı belirlemem lazım.
16 Aralık
Bugün otelimin önünde bir trafik kazasına şahit oldum. Bir taksi kontrolünü kaybetti ve bir başkanısa çarptı. Şok ediciydi ama burası için pek şaşırtıcı değildi. Odama dönüyorum. Ve bu dili öğrenip öğrenemeyeceğimi düşünüyorum. favori cümlem "bier cay lutfen"
21 Aralık
Bir kaç ay önce bir keçinin kurban edildiğini gördüm. O gün hayvansever olduğumu anladığım gündü. Burda kurban törenleri normal ama hiç benim gibi rahatsız olabilecek insanların varlığını düşünmüyorlar mı? Bunun yardım için yapıldığını biliyorum, acaba daha başka nelerle karşılaşacağım?
2 OCAK - LONDRA'DAN AYRILIŞ
İhtiyacım olan bir araydı. Sevgilim Amani ile nişanlandığımızı duyurmaktan gururluyum. İngiltere'de bıraktığım köpeğimin odasına bir webcam kurdum, yakalandığı hastalık nedeniyle günleri sayılı, belki de bu onu son canlı görüşüm olacak.
Kendimi bir filmde gibi hissediyorum. Ailesi tarafından savaşa gönderilen başrol oyuncusuyum, fonda acıklı bir müzik var, izleyiciler ise patlamış mısırlarını yiyorlar.
Londra'nın soğuk havası, Türkiye'ye dönüşte Ankaragücü atkımı takmam gerektiğini hatırlatıyor. Ama boynuma doladığım atkı biraz sonra çok sıkı geliyor, acaba bu bir metafor mu yoksa ben mi çok hassasım? Atkıyı arabada unutuyorum. Acaba hayranlarımdan biri bana yeni bir atkı gönderebilir mi?
22 Aralık 2009 Salı
Ofsayt Bu Değil!
Trabzonspor'un, santrforsuz ama yine de iyi oynayıp kaybettiği maçtan sonra, sadece bu pozisyon üzerinden başlattığı yaygara bana çok komik geliyor. Ama bu yazı da bir o kadar ilginç. Haklılık payı da bir hayli yüksek.
Hizaya geeeel!
Asker ocağında böyle bir komutverildiği anda herkes kendini toparlar ve hizaya gelirdi. Aziz Yıldırım'ın yaptığı budur. Federasyonu, MHK'yı ve hakemleri hizaya getirdi. Dikkat edin... Yıldırım'ın açıklamalarının ardından oynanan ilk maçta Ankaragücü'nün golü güme gitti... Trabzon'da Hüseyin Fidan, Fenerbahçe'nin beşinci savunmacısı gibi görev yaptı!. Balık hafızalı olmayanlar hatırlayacaktır, Roberto Carlos bu arkadaşın suratına bir pet şişe su boşaltmıştı da, bu kardeşin gıkı çıkmamıştı... Fenerbahçe maçlarında basireti bağlanıyor besbelli. Öyleyse "Biz tarafsızız" diyen MHK'nın, Hüseyin Fidan'ı sıkı takip etmesinde fayda var. Bu arada, her tribünden, birçok okur Bursaspor maçı sonrası yaptığım yorumdan dolayı teşekkür ederken, fanatizmin esiri olan bazı Fenerbahçeliler ise "Neden hakemi eleştirmedin?" noktasından saldırma gayretine girdiler. Alışmışlar kalemşorların yağ çekmesine, hakkaniyetli yorumlar ters geliyor bu dostlara... Sivas, Diyarbakır, Manisa, Bursa, G.Saray, A.Gücü ve Trabzon maçlarında F.Bahçe lehine yapılan hakem hataları gündeme gelince canları sıkılıyor. Yazılmasın istiyorlar. Kusura bakmayacaklar. Biz hakkaniyetli yarış isteyenlerdeniz.
Şapkadan çıkan tavşan
Bilen bilir ama bilmeyen için bir kez daha hatırlatalım. Kasıtlı bir operasyon kokusu almadığım zaman hakem peşine takılmam. O kokuyu alınca ise bin yıllık tarihi bile araştırır, iz sürerim. Ve elbette... Bir başkan meydan okuduktan sonra hakem hataları o takım lehine olmaya başlıyorsa, o noktada art niyet ararım. Yağdanlıklar gibi susmam. Hak ararken de, takım ayırmam. Gün gelir F.Bahçe bir haksızlığa uğrarsa onu da aslanlar gibi savunurum... Her neyse... Bu muhabbet uzar. Çünkü herkes kendine yontuyor.
...
Turgay Demir - FOTOMAÇ
19 Aralık 2009 Cumartesi
Boruya "püf" de!
Yine bir Maraton klasiği. Erman Toroğlu kendini tutamadı yine dün akşam. Şansal Büyüka ise çaresizce susturmaya çalışıyor hocayı. Bu programları komedi temalı bir talk show olarak izleyince inanılmaz keyif alıyorsunuz! Söyledikleri tribünleri memnun etmez zaten genelde; sinir katsayınızı bir anda artırmaya çok müsaittir. Ama sırf eğlence amaçlı izleyince günlük hayatta kâle almayacağınız bu adamın sokak dili beni çok güldürüyor.
2:40'tan 3:40'a kadar izleyiniz efendim.
"Hocam nolur ya... Yapma ya..."
15 Kasım 2009 Pazar
Tarafsız NTVSpor Haberciliği

İlk haberden başlayalım. (Haberde bir de yazım hatası var, benden kaynaklı değil, direk NTVSpor'dan alınmıştır.)
Cimbom'da Rijkaard rahatlığı!
Galatasaraylı futbolcular, Rijkaard yönetiminde rahat günler geçiriyor.
Aslan izin zengini... Sarı-kırmızılı takım, ezeli rakiplerinden daha çok maç
oynamasına rağmen 'izin' konusunda en rahat ekip oldu.Fenerbahçe, S.Bükreş'i devirdikten sonra Süper Lig'de küme düşürülen
Ankaraspor'la maçı olduğu için 4 gün izin yaptı....
Sarı-lacivertliler, son 10 günün 6'sını izinli geçirmesine rağmen bu sezon
Galatasaray'dan daha az zin yaptı....
Teknik direktör Frank Rijkaard, Türkiye'de görev yaptığı 4,5 ayda
oyuncularına tam 19 gün izin verdi. Aslan'dan 3 maç daha az oynayan
Fenerbahçe'de, bu rakam 16 oldu.
Bak sen! Skibbe'yi yediniz bitirdiniz zamanında çok izin yaptırıyor diye. Şimdi de Rijkaard'a saldırın. Ayrıca sormak lazım, genelde her maçtan sonra futbolcular izin yapmaz mı? Daha çok iş yapan adamın daha çok dinlenmesi gerekmez mi? Peki Galatasaray üç maç daha fazla yapmadı mı? O zaman üç gün daha fazla izin yapması normal değil mi? Bu kadarı "pes" dedirtiyor insana NTVSpor, helal olsun!
İkinci habere geçelim.
"Elano hiç yıldız olmadı"
Brezilya'nın ünlü gazetecileri, ülkesinde yıldızını
parlatmasına rağmen Türkiye'de hedef tahtasında yer alan Elano'yu
yorumladı."Brezilyalılar lider olamazlar"
ALEXANDRE ABRUE GONTIJO (GLOBO ESPORTE)
.....
Transferi sonrası Elano ile konuştum ve O'na Hollandalı ikiliyi sordum. O da
Neeskens ve Rijkaard için gülerek şöyle yanıt verdi: "Mark Hughes’dan insanlık
ve koçluk açısından daha iyiler..."Elano’nun Rijkaard ile arası gayet iyi ama şunu unutmamak gerekir ki
Brezilyalılar hiç bir zaman lider oyuncu olamazlar. Hatırlarsınız Elano'nun Sven
Goran Eriksson ile olan performansı gayet iyiydi. Eriksson zamanındaki oyunuyla
Avrupa'da nam saldı. Unutmamamız gereken 2 şey var: 1. Elano'nun
Galatasaray’daki ilk yılı. Biraz zamana ihtiyacı var. 2. Beklentiler Lincoln'e
göre daha fazla. Çünkü Elano, O'ndan daha ünlü ve daha uluslararası bir
futbolcu."Elano hiç bir zaman büyük futbolcu
olmadı"TIAGO MEDEIROS (GLOBO ESPORTE)
Elano, Brezilya’dan çok takip ettiğimiz bir futbolcu. Manchester City'de oynarken daha göz önündeydi fakat G.Saray’da da takip ediliyor. Elano’yu anlatmamız gerekirse; "Elano hiçbir zaman büyük bir oyuncu olmadı. Hiç bir zaman takımın en önemli yıldızı olamadı. Hiç bir takımda liderlik yapamadı. Böyle bir karaktere sahip değil." Ama yeteneğini
tartışmamalıyız. G.Saray’da yedek kalması tamamen adaptasyon sorunundandır.
Henüz ilk yılı. O'na biraz zaman tanınmalı."Lincoln daha iyi futbolcu"
Elano’yu Lincoln ile kıyaslamamak gerekiyor. Şüphesiz Lincoln, Elano’dan daha yetenekli ve daha bir oyuncu. Elano’nun Brezilya Milli Takımı'nda oynaması ise tamamen görev adamı
olmasından kaynaklanıyor. Elano teknik direktörünün belirlediği taktikleri
yerine getiren tam bir görev adamı. Bu özelliğinden dolayı teknik direktörler
Elano’yu çok severler. Lincoln ise asla bu tip özelliklere sahip olamadı.
....
Elano'nun bekleneni veremediği herkes tarafından kabul edilen bir gerçek. Buna hiç lafımız yok. Ama zeki ve ahlaklı arkadaşlarımız gitmişler, bir de Brezilyalı gazetecilere sormuşlar Elano'yu (Ama haberde 2 gazetecinin ismi var, herhalde diğerleri "Elano şöyle iyidir böyle iyidir" dedikleri için koyamamışlar haberlerine). Öncelikle başlığa dikkat "Elano hiç yıldız olmadı!". Sanırsınız ki gazeteci arkadaşlar "Elano'dan futbolcu olmaz" demişler. Okuyoruz ve anlıyoruz ki adamların kastettiği, Elano'nun lider özelliklerinin bulunmadığı, Lincoln'e göre futbolun gösteri tarafında daha yeteneksiz olduğu ama buna karşın Elano'nun harika bir görev adamı olduğu. Ama tüm bunlar arasından NTVSpor'un kullanmayı seçtiği başlık çok enteresan. Tabii, aralarda Elano'nun daha ünlü ve uluslararası bir futbolcu olduğundan bahsedildiği halde, "Lincoln daha iyi futbolcu" şeklinde atılan ara başlığı da es geçmeyelim. Bunlar tamamen yanlış demiyorum, ama 3-4 paragraflık bir söyleşiden cımbızla çekilip başlığa konmuş şeyler.
NTVSpor tarafsız ve kaliteli bir spor kanalı olduğunu iddia ediyorsa kendine çeki düzen vermesi lazım. Ayrıca bu yeni bir şey de değil NTVSpor için. Rıdvan Dilmen'in Galatasaray'ın ilk puan kaybından sonra canlı yayında neredeyse zil takıp oynamasını, "Ne oldu haaa?" diyerek kendince dalga geçmesini de unutmuş değiliz.
9 Ekim 2009 Cuma
ultrAslan gerekeni yapmış bile!


BÜYÜK GALATASARAY TARAFTARI!
Son günlerde gerek medyada yer alan haberler, gerekse kulağımıza gelen duyumlara göre fanatik Fenerbahçeli Ercan Saatçi nin, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni kayınbabası Ertuğrul Özkök tarafından, aynı gazetenin spor müdürlüğüne getirileceğini öğrendik. Galatasaray düşmanlığı tohumları ekmeye çalışan damat Ercan Saatçi, taraflı ve saçma yazılarının her satırını da tahrik kelimeleriyle süslemeyi iyi becermektedir. Böyle bir kişinin günden güne dibe vuran spor medyasında söz sahibi olması kabul edilemez bir durumdur. ultrAslanlar olarak buna tepkisiz kalmamız söz konusu olamaz! Aşağıdaki iletişim bilgilerinden Türkiye Cumhuriyeti Kanunları'na uygun, Büyük Galatasaray Taraftarı'na yakışacak şekilde tepkimizi telefon, mail, fax ve linklerdeki formlardan dile getirelim.Yaşasın GALATASARAY
Yaşasın Bağımsız ultrAslan
Hürriyet Medya Towers 34212
Güneşli/IstanbulTelefon: (0212) 677 00 00Fax No: (0212) 677 08 46 / (0212) 677
07 77E-posta: interneteditor@hurriyet.com.tr
/ mektup@hurriyet.com.tr http://proje.hurriyet.com.tr/bizeulasin/ http://okurtemsilcisi.hurriyet.com.tr/SizdeYazin.aspx
Tepki çok güzel. Ama spor müdürü olsun veya olmasın, Ercan Saatçi, Gürcan Bilgiç gibi isimleri bünyesinde barındıran hiçbir gazeteyi almam ve elimden geldiğince "aldırmam"...
Ercan Saatçi kimdir?
Ercan Saatçi, kısaca anlatmak gerekirse, şarkıcılık, pop-star yorumuculuğu, prodüktörlük ve gazetecilik yapan, Türk spor medyasının sembol isimlerinden biridir. Gördüğünüz gibi, bu saydığım vasıfları ne kadar donanımlı bir insan olduğunun kanıtı. Şarkıcılık? Köşe yazarlığı? Kaç insanda var bu kapasite!
Nasıl şarkıcı olmuş, orasını bilmiyorum. Olmaz olaymış zaten; çok kötü bir şarkıcıydı. İzel – Çelik’le beraber işi götürüyordu bir süre. Sanırım bu şaklabanlığa ilk uyanan Çelik oldu ve ayrıldı. Daha sonra tüm Türkiye uyanmış olacak ki Ercan Saatçi isimli yıldız Türk popunun semalarından kayıp gitti.
Lafı köşe yazarlığına getireceğim. Çoğumuzun bildiği gibi bu noktada kareye bir isim daha giriyor. Ertuğrul Özkök. Hürriyet Gazetesi’nin genel yayın yönetmeni, Doğan Yayın Holding başkan yardımcısı. Kendisi Ercan Saatçi’nin kayınpederi olur. Ercan Saatçi’nin yaptığı işleri tekrar hatırlayalım şimdi: Doğan Music Company genel müdürü, Doğan Yayın Holding’in en büyük yayın organlarında köşe yazarlığı ve program yorumculuğu. Tekrar hatırlayalım dedim, çünkü buradan çıkarılacak çok önemli bir ders var: Doğru evlilik hayatınızı değiştirir! İnşallah hepimize böyle bir kayınpeder, pardon, evlilik, nasip olur...
Uzun lafın kısası, damat konuşsun, içini döksün rahatlasın diye kayınpeder durumundan köşe yazarı olmuştur Ercan Saatçi. Bana göre köşe yazarlığını da şarkıcılığı gibi yerin dibine batırmayı çok şık bir şekilde başarmıştır.
27 Nisan 2008’de oynanan Galatasaray Fenerbahçe maçı ise, Ercan Saatçi’nin, kariyer olarak değil de, insan olarak kim olduğunu bize gösteren maç olmuştur.

Maç mabedimizde, Ali Sami Yen’deydi. Maç öncesi Fenerbahçe’ye takılan eski açık koreografilerinden birine tanık oluyorduk. Çocukluğunda jetonlu arcade makinalarıyla birkaç hatırası olan herkes bu koreografideki karakterleri (ağlayan sarı-lacivertli bayan arkadaş Chun-Li ve sarı kırmızılı arkadaşımız Ken) tanıyacaktır. Tabii bunların arkasındaki yeşil üzerine beyaz çizgilerle resmedilmiş futbol sahasını tanımak için Street Fighter’ı bilmeye gerek bile yok. Maç 1-0 Galatasaray galibiyetiyle bitmişti.
Ercan Saatçi kim midir? Ercan Saatçi, 28 Nisan 2008 sabahı, Türkiye’nin en büyük gazetelerinden birine aşağıdaki satırları yazacak kadar alçalmış, Türkiye’deki anti-futbol medyasının en büyük sembollerinden biri kabul ettiğim “köşe yazarı”dır.
Ercan Saatçi: Dün, hemen Fenerbahçeli taraftarların oturduğu kale arkasındaki G.Saraylı taraftarlar da bu derbi için bir organizasyon yapmışlar... Üstelik oldukça renkli bir karton gösterisi organize etmişler ! Sadece renklerle ilgili biraz kafam karıştı... Sarı ve kırmızı kartonları anladım ama yeşil rengin sarı kırmızıyla aynı tribünde olmasını anlayamadım? Arada biraz da beyaz renkli kartonlar vardı... Meksika bayrağı desem sarı var o yüzden değil... G.Saray’ın renkleri desem o da değil, yeşilin ne işi var orada ? Anlayamadık... Maçtan önce F.Bahçe taraftarının o
trübüne yaptığı tezaruhatı yazmayacağım, ama manidardı doğrusu...
Gazetelerde, televizyonlarda yorum yapan herkesin bir takım tuttuğunu elbette biliyoruz. Zira, bir takım tutmadan büyüyüp de futbolun bu kadar içine girebilmek mümkün değil. Dolayısıyla herkes ezeli rakibini eleştirir bu camiada. Hatta bunu çoğu zaman acımasızca yapar. Ancak bu “insan”ın yaptığı belden aşağı vurmaktı. Türkiye’nin en büyük markalarından olan Galatasaray’ı böyle komik bir gerekçeyle bu kadar alçakça suçlamak holiganlıktan başka hiçbir şey değil.
Ercan Saatçi'nin köşe yazarlığı bile benim ve benim gibi birçok Galatasaraylı’nın Hürriyet okumamasına bir numaralı sebepken, bu olası “terfi” Galatasaray taraftarının çok tepkisini çekecektir. Tabii bu işin önemsiz tarafı... Vahim nokta ise şu; eğer bu insan söylendiği gibi Hürriyet’in spor müdürü olacaksa bu spor medyamızın ne kadar dibe vurduğunun en yeni göstergesi olacaktır.





