16 Ağustos 2011 Salı

Saygı


SAYGI

Saygı, futbolun en önemli ilkelerinden ve UEFA'nın değerlerinin temel taşlarından biridir. Oyuna, çeşitliliğe ve çevreye saygı; oyunun bütünlüğünün ve her seviyede sağlıklı biçimde yürütülmesinin korunması, futbolun değerlerinin korunması ve sürekli kılınması, ve dayanışmanın gösterilmesi amacıyla, UEFA'nın bütün maçlarında ilettiği bir mesajdır.

"Saygı" kampanyası, UEFA'nın her tür şiddet ve ayrımcılığın sona erdirilmesi ve saygının sadece hakeme, rakiplere ve resmi görevlilere değil; rakip taraftarlara, milli marşlara ve bayraklara karşı da gösterilmesini destekler. İnsani yardımı ve taraftar kültürüne, kültürler arası diyaloğa ve sağlıklı bir yaşam tarzına saygıyı teşvik eder.

Saygı için yaptığımız çağrıya katılın ve mesajımızın yayılmasına yardımcı olun. Futbol, saygının ruhunda birleşiyor.
*

Daha önce bir yazımda belirtmiştim, küçükken benim için futbol ve Beşiktaş sevgisinin somutlaşmış hali Metin Tekin'di. Şampiyonlukların, kupaların anlamını bilmediğim günlerde, Metin'in fuleli deparlarıyla öğrenmeye başladım futbolun abece'sini. Belki de ona ve onun gibi oyuncuların yarattığı büyüye olan saygımdan olsa gerek, yıllar boyu şike söylentilerinin döndüğü bu ligde inadına futbol konuşmaya çalıştım. Ama 3 Temmuz'dan bu yana içimden futbola dair hiç bir şey yazmak gelmiyor. Sonunda herkes suçsuz ilan edilse dahi, bir daha bu oyuna aynı sevgiyle bakabilecek miyim bilmiyorum.

Yukarıdaki yazıyla bu girişin ne ilgisi var diye sorabilirsiniz. İzin verirseniz açıklayayım. Türk futboluyla yakından ilgilenen bir taraftar olarak, Türkiye'de futbolun içine girdiği atmosferin ne kadar korkunç olaylara yol açabileceğini tahmin edebiliyorum. Şike söylentilerinin nefret söylemiyle birleşmesi nedeniyle hal-i hazırda oynanamayan bir maçımız (Bursa - Beşiktaş) vardı, sezon içerisinde bu duruma yenileri eklenebilir. Sezon tamamlanmayabilir, kan dökülebilir, nefret söylemi taraftarları geri dönülmez noktalara getirebilir. Ben yalnızca, "UEFA bu duruma el koysun" diyenlere, UEFA'nın çoktan bu duruma el koyduğunu hatırlatmak istedim. Tek yapmanız gereken yuakrıdaki satırları okumak, üzerine düşünmek ve denilenleri uygulamaya koymak.

Başlangıcı çocukluğumla yapmıştım, öyle devam edeyim. Muhtemelen başka şartlar altında kendi çocukluğumla bugün arasında bir kıyaslama yapsam, "şimdiki çocuklar çok şanslı, biz ne maçları internetten tekrar tekrar izelyebiliyorduk, ne de sırtımızda lisanlı formalarımız vardı" derdim. Bugün ise en azından, üzerimde naylon Beşiktaş formasıyla, televizyonda gördüğüm Metin, Sergen, Şifo Mehmet vs. olduğumu hayal ettiğim günlerin saflığına asla erişemeyecek olan çocuklar için üzülüyorum. Onlar televizyondan gördükleriyle en fazla, maç başlamadan önce gazoz, cips, futbol topu vaat ederek rakiplerini ayartmaya çalışacaklardır. Zaten bu çocukların benim Şifo, Metin için hissettiklerimi Necip, Muhammet için hissetme şansları da yok. Şayet Necipler, Muhammetler ağabeyleri gibi iyi topçu olurlarsa, biz onları bayrak adam yapamadan, "fon" gelecek ve onları başka takımlara satacak. Neden mi? Türkiye'de; rakibiyle, taraftarıyla SAYGI duyulmayı hak eden bir oyun olan futbolu, SAYGI duyulmayı hak etmeyen insanlar yönetiyor da ondan. Bir gün mevcut düzenin değiştiği, saygının egemen olduğu bir futbol dünyası görmek dileğiyle...

* UEFA'nın 21 yaş altı Avrupa Şampiyonası için bastırdığı kitapçıktan alınmıştır.

Hiç yorum yok: