7 Ekim 2012 Pazar

Doğu - Kardeş Türküler



Doğu tabiri Türkiye'de, Ankara sınırına teğet çizilen dikey bir çizginin sağında kalan Türkiye topraklarını belirtir. Yüzyıllardan beri dini, mezhepsel, özellikle son yüzyıl içinde de ulusal, etnik ve sınıfsal iktidar ihtirasları nedeniyle bölgede yaşanan faciaların toprak altına gömülmeye çalışılması, bahsettiğim görünmez sınıra, ülkenin tarihi ve politik gerilimlerini yüklenmiş bir fay hattı niteliği kazandırmıştır. François Georgeon, milliyetçiliğin harita üzerinde kabaca sınırlar çizmeden önce,  bireyler arasında görünmez ve acı verici sınırlar çizdiğini belirtir. Doğu tabiri, Türkiye’de bu görünmez sınırın varlığını açık eder. Bu sahte sınırı ortadan kaldırabilmenin umudunu ve inancını taşıyan Kardeş Türküler grubunun bugüne kadar albümlerine verdikleri tek lokal ismin “Doğu” olması, haliyle bu albümü mevcut arka planı da göz önünde bulundurarak değerlendirmeyi gerekli kılar.

Kardeş Türküler’in albümünün adı üzerine düşünürken; Doğunun Türkiye tarihinde, Cumhuriyetten çok önce ortaya çıkan bir başka büyük kırılmanın adı olduğunu unutmamak gerekir. Edward Said Doğu’yu, ötekini tespit edebilmek için ‘Batı’nın ürettiği, manipülasyona açık bir kavram olarak görür. Oryantalizmin genellemeler, klişeler ve ötekileştirmeler üzerinden kurduğu Doğulu kimliği, sayılamayacak kadar çok sayıda birey için kolektif bir kimlik oluşturmanın ne kadar sorunlu olduğunu gözler önüne serer. İslam hukuku, Çin diyalektleri ve Hindu dinleri gibi birbirinden bağımsız konuları aynı kefeye koymanın anlamsızlığını bir kenara koyarsak, sorunun özünde kendini Batılı gören toplumların, Doğu üzerinde kurdukları hegemonyayı meşrulaştırma amaçlarının yattığını görürüz.

İki sıradan coğrafi terim arasında onulmaz bir ikilemin varlığı, ülkemiz düşünürleri arasında da sıkça dile getirilmiştir. Bu iki ayrı dünya arasında gidip gelme durumunun yarattığı tekinsizlik, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Şark’ı “hem şifasız hastalığımız hem de tükenmez kudretimiz” olarak tanımlamasına yol açmıştır. Öte yandan Nazım Hikmet, Şark imgesi altında yatan emperyalist niyetleri ön plana çıkarmayı tercih ederek, oryantalistlerin kültürel tahakkümüne başkaldırır. “Bin bir yaşında bir şah, gümüş tepsilerde raks eden sultan ve burunları kınalı kadınların ayaklarıyla gergef dokudukları Şark” imgesi yaratarak hayal satma peşindekileri, Piyer Loti’nin şahsında eleştirdikten sonra, kendi gördüğü gerçekleri şu dizeleriyle duyurmaya başlar:

“Şark
üstünde çıplak
esirlerin
aç geberdiği toprak!
Şarklıdan başka herkesin
orta malı olan memleket!
Açlığın kıtlıktan olduğu diyar!”

Doğu albümü, sadece ismiyle Türkiye tarihinin iki büyük kırılmasına değinmekle kalmaz. Albümdeki türküleri bir araya getirdiğimizde, grubun esas amacının bu ana kırılmaların dallanıp budaklanarak, bir noktadan sonra da iç içe geçerek toplum içinde yarattığı tahribata dikkat çekmek olduğu anlaşılır. Albümün tanıtım yazısında, müzikal tahribata yol açan tehlikenin; Anadolu, Mezopotamya ve komşu bölgelerin müziklerinin homojenleştirilmesi olduğu iddia edilir. Homojenleştirme işleminin ‘soft’ format ve kibar bir Türkçe ile yürütüldüğüne değinilen yazıda, etnik ve bölgesel-kültürel farklılıkların şablon düzlem içinde eritilmesinin hedeflendiği vurgulanır. Yazının içerdiği bu tespitler, Doğu isminin çağrıştırdığı iki kırılmanın ayrı ayrı yarattıkları tahribatların nasıl aynı kökenden geldiğini de gözler önüne sermektedir. 

Aristo, ortak iyiyi beslemek niyetiyle insanların düşünce karakterini şekillendirmenin ve onları daha iyi insanlar haline getirmenin gerekli olduğunu savunur. Bu düşünce hem tek tanrılı dinlerin, hem de modernleşmenin merkeze alındığı ulus-devletlerin ideolojilerini belirleyici rol oynamıştır. Bu ideolojilerin, mutlak iktidar hedefiyle hemen her alanda kendi doğrularını yerleştirmek için başlattığı hareketler, ister istemez toplum içinde iktidarı tehdit eden ötekileri de yaratır. Kardeş Türküler’in şikâyet ettiği ‘soft’ format ve kibar Türkçe, ‘kulak tırmalayan, şiveli sesler çıkaran’ ötekini dışlayan kültürel hegemonya hareketini örnekler. Dışlamanın amacı ise, ortak iyiye götüren şablonlar içinde ötekini eritmek, ona egemen olmak ve nihayetinde tehdidi ortadan kaldırmaktır.

Tarihin tebeşir izlerini silerek yeniden yazmaya başlayabileceğimiz bir karatahta olmadığını belirten Edward Said, çeşitli insanlar, diller, tecrübeler ve kültürler barındıran coğrafyayı yarı-mitik hikâyelerle tektipleştiren Oryantalist anlayışa karşı çıkar. Ne var ki, toplumları hafızasız bırakmak, egemenlerin tahakküm kurmanın aracı olarak sıkça başvurdukları bir yöntemdir. Hafızasız bırakmanın etnik, dini ve sınıfsal farklılıkları yok edeceği sanrısı, Türkiye’de Oryantalist söylemleri kendi Doğu’su için kullanan bir hâkim söylem oluşturmuştur. Kardeş Türkülerin albüm yazısında eleştirdikleri, türkülere turist zihniyetiyle ve arkeolojik bir hevesle yaklaşmanın özünde yatan bu hafızasız bırakma politikasıdır. Hafızasız bırakma kültürel dışlamanın, kültürel dışlama da toplum dışı bırakmanın içselleştirilmesini sağlamaktadır.[1]

Kardeş Türküler grubu Doğu albümüyle kurulmak istenen kültürel hegemonyanın karşısında durmaktadır. Grup, kolektif bir kimlik yaratmak amacıyla türküleri bir kalıba sokmak yerine, çeşitli insanlar, diller, tecrübeler ve kültürler barındıran bu coğrafyanın hazinelerini birlikte yaşamı ön plana çıkararak bir araya getirmeyi tercih etmiştir. Karacaoğlan'ın, Aşık Mahzuni Şerif’in eserlerine yer verilmesi, Yaşar Kemal’in “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana” eserinden bir bölümün Yezidileri tanıtmak için kullanılması, kültürel mirasa sahip çıkmanın bir ayağını oluşturur.  Kürtçe, Arapça, Ermenice, Süryanice, Türkçe eserlerin bir arada okunması ve Alevilerin, Yezidilerin bu kompozisyona dâhil edilmeleri, ortak mirasımızın çok kültürlü yapısını gözler önüne serer.    

Charles Taylor, bünyesinde bir kültürün üstünlüğüne dair hiyerarşik anlayışı barındırdığı için hoşgörünün yerine saygının konulması gerektiğini ifade eder. Kardeş Türküler farklı etnik kültürlere ait türküleri bir araya getirerek ortak bir söylem oluşturmuş, bu sayede “sen git bir köşede türkülerini söyle; ama benim egemenlik alanıma müdahil olma” anlamına gelen hoşgörü söyleminin bir kenara bırakıldığını, karşılıklı saygı ve tanınmanın öncelikli olduğunu göstermiştir. Albüm bir bütün halinde, mevcut gerilimleri aşmak için inkârın terk edilmesinin ve hakikatlere dayalı bir yüzleşmenin önemini duyurmaktadır.

Bu noktada, yalnızca farklı kültürleri temsil eden türküleri bir araya getiren; ama bir araya gelen türkülerin bütünlükten uzak şekilde daldan dala atladığı yanılgısına düşmemeli. Tarihsel gerilim noktalarının üzerinde dolaşan albümün, taşıdığı sorumluluğunun hakkını fazlasıyla verdiğini gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Albümün açılış parçası olan Dargın Mahkum, umudun ve kederin iç içe oluşturdukları duygusal gerilimin üzerine inşa edilmiştir. Aşık Mahzuni Şerif’in eserinin ardında yatan gerilimi açığa çıkarmanın Kardeş Türkülerin bilinçli bir tercihi olduğu, albüm yazısında da ifade edilmiştir. Nevruz Türküsü’nün coşkunluğu da, aşkın ve yitirme korkusunun geriliminden kaynaklanır. De Bila Beto’nun “ıssızlığın içinde bir gülüm, kaldım kışın ortasında” sözleri, coğrafyanın kaybolan oğullarına yakılan bir ağıttır. Dersim Alevilerinin Dile Mi Sevda türküsü de ortak bir temayı içerir, evlat acısını anlatan babanın imdadına ise Hızır yetişir. Ermeni türküsü Bingöl’ün “Ben göçmenim, bu yerlerin yabancısıyım” sözleri, yüzyıla yaklaşan bir sürede coğrafyada acıların hala bitmediğini bize hatırlatır. Kerwane’nin hareketli ritmleri, atıl Doğu imgesini yalanlamakla kalmaz, Yezidiler üzerinden bölgenin bitmek bilmeyen göç hikâyeleriyle bizi gerçeklerle yüzleşmeye çağırır. Böylelikle, yaşanan acıların bir arada olmanın önünde engel olmadığı; ama karatahtada geçmişin tebeşir izlerini silerek barışa kavuşmanın imkânsız olduğu anlaşılır.

Özetle Doğu albümü, ortaklaşa biriktirilen kültürel mirası sahiplenmesiyle geçmişe; bir arada olmanın, çoksesliliğin imkânını bize tekrar hatırlattığı için geleceğe referans olmayı başarır. Kardeş Türküler; etnik, dini ve sınıfsal dışlamaların karşısında yer alarak sadece bir ekonomik üretim ve paylaşım sistemi önermeyen, aynı zamanda inanç, felsefe, kültür, moral-ahlak ve idealler üzerinden şekillenen sol söylemin barış dilini oluşturacağını bizlere gösteriyor. Doğu albümünün ruhuna inanmak, adaletsizliğe karşı son kalemizin hümanizma olduğunu hatırlayarak yeni söylemler geliştirmemizi sağlayacaktır.

Kaynakça

François Georgeon - Osmanlı-Türk Modernleşmesi
Kardeş Türküler - Doğu Albümü Tanıtım Yazısı
Edward Said - Orientalism
Ahmet Hamdi Tanpınar - Huzur
Nazım Hikmet - Piyer Loti
Charles Taylor - Çokkültürcülük: Tanınma Politikası


[1] Türkye’de devlet hegemonyası kendine İslami tonda yeni bir dil yaratırken, homojenleştirme tutkusundan vazgeçilmediğine, Alevi-Bektaşi kimliğinin temsilcilerinden Neşet Ertaş’ın cenaze töreninde üzüntüyle şahit olduk. Bunu da bir dipnot olarak düşmek gerekir.

Hiç yorum yok: