16 Eylül 2011 Cuma

Mourinho: Top Benim Oynatmıyorum


Beni tanıyanların, bu blogda benim tarafımdan çevrilen bir Mourinho röportajı okuyacaklarını gördükleri için oldukça şaşırdıklarına eminim; zira onlar kazanmayı rakibe saygının önüne koyan anlayışı nedeniyle Jose Mourinho’ndan zerre haz etmediğimi bilirler. Ancak, kabul edelim ki futbolun yeni modası Mourinho ve yeni futbol düzenini anlamak için onun söylediklerine kulak tıkamamak gerekiyor.

Mourinho’nun on yıllık kısa bir süre içerisinde başardıkları, Real Madrid’in ilk defa Galacticos olarak bir teknik direktör transfer etmesine neden oldu. Bugün Real Madridliler, Barcelona hükümdarlığını yıkmak için kendisine Cristiano Ronaldo’dan çok daha fazla güveniyorlar. Aslında kendisi için konuşacak kadar çok başarısı var; ancak o kendi konuşmayı daha fazla sevdiği için geride bıraktıklarına pek bakma imkânı bulamıyoruz. Neyse, Mourinho hakkında daha fazla iğneleme yapmamak adına girişi kısa tutalım ve sizi Mourinho’nun, Champions dergisinin Nisan/Mayıs 2009 sayısı için verdiği ve ikinci turda Manchester United’a elenmesinin ardından “Jose, o hala özel kişi (the special one) mi?” başlığıyla yayımlanan röportajla baş başa bırakalım.

Son bir dokundurma: Mourinho'nun çocukluk yıllarında, mahallesinde herkesin sinir olduğu top sahibi velet olduğu gerçeğine şaşıran oldu mu?

Champions: Kendinizi bir teknik direktör olarak tanımlayın.

Mourinho: Bir teknik direktör her şey olmalıdır: bir taktisyen, motivatör, lider, yöntem bilimci, psikolog. Üniversitede bana bir öğretim görevlisi: “Yalnızca futboldan anlayan bir teknik direktör en iyilerden birisi değildir. Her teknik direktör futboldan anlar, fark öbür alanlarda yaratılır” demişti. Bir felsefe hocasıydı. Mesajı aldım.


Champions: Bir takım oluşturmayı nasıl ele alıyorsunuz?

Mourinho: Bu iş bir aile oluşturmakla başlar. Takım ruhu başlangıçtır, liderin tanınması esastır. Bunlardan sonra taktik organizasyon gelir. Takımların taktiksel empatiye ihtiyaç duyduklarına ve bunun da yapısal bir temel, bir omurga oluşturularak yaratılacağına inanıyorum. Bu temelden hareketle oyunun bütün ilkelerini geliştirmeniz gerekir. Champions: Başarı taktiklerle mi yoksa oyuncularla mı ilgilidir? Mourinho: Her şeyle ilgilidir. Bireysel yetenek, bireylerin kişilikleri ve takımın kişiliği ki bu sonuncusunun başarılman güç unsur olduğuna inanıyorum. Eğer büyük başarılardan, kazanmaktan bahsediyorsanız, bu takımın şahsiyetiyle ilgilidir. Ancak, yalıtılmış bir şekilde kazanmaktan bahsetmiyorum; çünkü bence herkes şansıyla hayatında bir kez doğru zamanda doğru yerde olarak bunu başarabilir. Ben Real Madrid, Manchester United, Inter ve son yıllarda Chelsea’nin yaptığı gibi sürekli şekilde kazanmaktan bahsediyorum. Bu durum; büyük anlara, zorlu anlara psikolojik olarak hazır olmayı gerektirir.

Champions: Bir maça hazırlanırken ne kadar vakit harcıyorsunuz?

Mourinho: Söylemesi zor. Benim gözlemcilerim (scout) gerçekten uzun vakit harcıyorlar; çünkü görsel-işitsel materyalleri ve bilgisayar verilerini hazırlıyorlar. Ben de antrenmanlarda takımımı hazırlamak için onların işleri üzerinde çalışıyorum. Bu esas işimiz, sahadaki işimiz. Bundan sonra bütün ayrıntıların üzerinden geçmek için oyuncularla üç toplantı yapıyoruz; ancak en önemli şey oyun planıdır. Antrenman sahasında maçı önceden tahmin edebilmek hayati önem taşır. Ben oyuncularımın sahada rahat olmalarını istiyorum ve yalnızca çalışmak onlara bu rahatlığı sağlayabilir.


Champions: Maçları çevirebilme özelliğinizle tanınıyorsunuz. En önemli taktiksel başarınız nedir?

Mourinho: Maçları kararlarımızla değiştirebiliriz; ama oyuncuların ve takımların buna doğru tepki verebilmeleri gerekir. Porto, Chelsea ve Inter’de, son dakikalarda taktiği değiştirerek pek çok maç kazandım. Ancak bu sadece takımın korkusuzca riskleri kabul edebilecek şekilde kendisine güvenmesiyle mümkün olabilir. Chelsea’deyken, Tottenham’a karşı oynadığımız bir federasyon kupası çeyrek final maçını hatırlıyorum, 3-1 gerideydik. Yalnızca iki savunma oyuncusuyla 3-3 berabere kaldık, tekrar maçını kazanarak tur atladık ve sonunda kupayı kazandık. Bunu neden mi yaptım? Çünkü takımın bu riski almayı kabul edeceğini biliyordum.


Champions: Bir teknik direktörün takımda gereğinden fazla kontrole sahip olması mümkün mü?

Mourinho: Mutlaka kontrole sahip olmalısınız; ama fazlası oyuncuların oyunu okuma ve karar verme kapasitelerini azaltırsınız. Bazen cezalı olarak tribünlerde oturmam ile kulübede bulunmam arasında fazla fark göremiyorum; çünkü maç içinde takım ile teknik direktör arasındaki konuşmalar oldukça temel düzeydedir. Esas işinizi hafta boyunca yaparsınız ve bunun bir bölümü de oyuncuların sahada kendi başına karar vermelerini sağlayacak özgüveni aşılamaktır. Orada rehberlik etmek için bulunuyoruz; ama oyuncular kendi başlarına düşünmek zorundalar. Benim kontrolüm tümden bir kontrol değil; çünkü bunu istemiyorum. Ben yapıya inanıyorum ve ondan sonrası da sahadaki oyunculara kalıyor.


Champions: Sürekli topla çalıştığınız, ayrı fiziksel çalışmalar yaptırmadığınız antrenman yöntemleriniz diğerlerinden oldukça farklı görünüyor.

Mourniho: Kusursuz bir yöntem yoktur, bu sadece inandığım ve uyguladığım bir şey. Eski antrenman yöntemleriyle uzun süre çalışmış oyuncular da dâhil olmak üzere, birkaç ay sonunda benim yöntemlerime alışamayan bir oyuncuyla karşılaşmadım. İtalya’da bile, ki burada salonda ve ağırlıklarla çalışmaya dair bir kültür yerleşmiştir. Biz oyuncuların küresel olduklarını ve antrenmanların da bu şekilde küresel olması gerektiğine inanıyoruz, ayrı yöntemlere gerek yok.


Champions: Bu fikir nereden geldi?

Mourinho: Barcelona olabilir; çünkü onların da topla teknik ve taktik çalışmalar yapmaya dayalı büyük bir kültürleri var. Kariyerimin başında benimle benzer görüşleri sahip bir fitness koçu olan Rui Faria ile tanıştım. Birlikte bir şeyler geliştirdik. Ben yoğun bir şekilde çalışmayı ve takımımı oynatmayı seviyorum ve bu durum bu türden bir düşünceyi tetikledi.

Champions: Organizasyon ve hazırlık sizin için kesinlikle önemli. Bunun Chelsea’deki eksik şeylerden biri olduğu açık değil mi?

Mourinho: Chelsea hakkında konuşmam; çünkü benden sonra neler olduğunu bilmiyorum. Eskiden insanların sadece bildikleri şeyleri özlediğini söylerdim. Eğer bir adamın arabasında air-conditioning varsa ve bir anda bu özelliği olmayan bir araba almak zorunda kalırsa, eski arabasını özler. Ancak hayatı boyunca air-conditioning’i olan bir araba kullanmayan bir adam, yazın araba sürerken dahi bunu özlemez. Bir teknik direktör ve menajer olarak o takıma neler verdiğimi biliyorum, ve 3,5 yıl boyunca benimle alıştıkları şeyler bir anda kaybolduysa, oyuncuların buna başlangıçta alışmaları zor olabilir. Ama burada genel şeylerden bahsediyorum. Ben takımı veya oyuncuları başarılı ve rahat kılmaya katkıda bulunacak bütün ayrıntılara önem veriyorum. Önem veriyorum; çünkü modern futbolda işleri daha iyi hale getirmek için bu ayrıntılara ihtiyacınız olduğuna inanıyorum.



Champions: Oyunu okumayı ne zaman öğrendiniz?

Mourinho: Bir oyuncu nasıl yetenekleriyle doğuyorsa, bir teknik direktör de yetenekleriyle birlikte doğar. 10-12 yaşlarındayken, babamla bir maçı izlerken veya bir maç hakkında konuşurken, futbol hastası bir çocuktan ziyade bir teknik direktör gibi konuştuğumu hatırlıyorum. Tabii ki, tecrübeyle birlikte, adım işi daha iyi yapmaya başlıyorsunuz. Bir teknik direktörler oyunu koklarız, onu okuruz ve hissederiz.


Champions: Çocukken oynadığınız takımları yönetmeye çalışıyor muydunuz?

Mourinho: Ben topun sahibiydim; çünkü babam bana oynamak için en iyisini verirdi. Benim topum olduğu için takımı ben seçerdim, nerede oynamak istediğime ben karar verirdim, maçın ne kadar uzun süreceğine de ben karar verirdim ve yalnızca benim takım kazanıyorken maçı bitirirdik. Gerçekten. Herkes benim dışarı çıkmamı beklerdi, kapımı da çalarlardı; çünkü ben yokken plastik topla oynamak zorundaydılar. Ben varken Adidas Tango Dünya Kupası topuyla oynarlardı. Ben hem teknik direktör hem de başkandım! Eğer arkadaşlarım bu röportajı okurlarsa güleceklerdir; çünkü bunların hepsi doğru.


Champions: Maçı kulübeden izlerken nelere dikkat edersiniz?

Mourinho: Benim takımımın nasıl başlayacağını biliyorum; bu yüzden öncelikle rakibe bakarım. Onlar hakkında her şeyi bildiğimi düşünürüm; ama bilmiyorumdur. O nedenle ilk beş dakika ne yaptıklarını, planlarını ve nasıl oynadıklarını anlamak için önemlidir. Ondan sonra takımımın duruma nasıl adapte olduğuna bakarım. İlk 30-35 dakikanın takımların karşılaşmalarını analiz etmekle geçer. Son on dakikada ise devre arasına hazırlanırım: Söyleyeceklerimi, onları nasıl söylemem gerektiğini, sahip olduğum 7-8 dakikada takımıma nasıl yardımcı olabileceğimi düşünürüm. İkinci yarıda neler olabileceğini tahmin etmeye başlarım; çünkü ben her zaman 3 değişiklik hakkını kullanan bir teknik direktörüm. Kazanıyorken de kaybediyorken de, eğer yedek kulübeniz bir şeyler yapabilecek kadar güçlüyse, takımınıza değişikliklerle yardımcı olabilirsiniz. Rakibiniz bir değişiklik yaptığında tepki vermek yerine, rakibinizin neler yapabileceğini önceden tahmin etmeye çalışmalısınız. Ve son beş dakikada da… Dua edersiniz.


Champions: Cephaneliğinizde kaç farklı taktiğe sahip olmayı istersiniz?

Mourinho: İki. Birincisi ana sisteminizdir; ancak takımın ikinci sistemde de rahat hareket edebilmesi gerekir. Inter’de, bütün rakiplerimiz her maçı ayrı ayrı düşündüğü ve bizi durdurmak amacıyla defansif ağırlıklı bir oyun ortaya koyduğu için, daha çok değişebileceğimiz başka bir yöne doğru kaydım. Burada düşünce tarzımız otomatik olarak işlemiyor; ancak pek çok farklı düzende oynamaya hazırız. Bu taktik kültür müdür? Bilemiyorum. Benim için yalnızca başarıya giden bir yol. Serie A’dayım, Premier Lig’de değil.


Champions: Daha az otomatik mi?

Mourinho: Inter, bir devrime imza atmadığım ilk kulüp. Porto’ya geldiğimde 16 oyuncu değiştimiştim. Chelsea’de bu rakam, daha ilk sezonda; Cech, Paulo (Ferreira), Carvalho, Tiago, Didier ve Robben de dâhil olmak üzere 8-10 arasındaydı. Inter’de ise bir oyuncu grubunu devraldım ve kendi futbol görüşümü uygulamak yerine, kendi metotlarımı onların potansiyellerine, kalitelerine ve karakteristik özelliklerine göre uyarladım. Bu benim için yeni bir şeydi; çünkü bir kulüpte başladığımda işlerimi daha doğrudan hallederim. İlk günden itibaren belirli bir doğrultuda ilerlerim, burada ise bunu yapamadım. Oyuncuların iyi olmadığını söylemiyorum, sadece onların farklı bir çalışma, liderlik ve oyun felsefesinden geldiklerini belirtmek istiyorum. Kendi doğrultumda gitmeye çalıştım; ama yapamadım. Bu nedenle durum üzerine çalışmam ve adapte olmam gerekti. Antrenman yöntemlerimi dahi değiştirmem gerekti; çünkü bu oyuncu grubuyla başarı kazanmayı mümkün kılacak şartları yaratmam gerekiyordu. Eğer burada bir devrim yapmaya karar verseydim, bu sezon bir başarı sezonu değil bir geçiş sezonu olurdu. Kazanmam gerekiyordu çünkü İtalyan zihniyetini biliyorum. Serie A büyük bir hedefti, Şampiyonlar Ligi de öyle; ama ben Serie A’yı kazanmak istiyordum ve bu yüzden oyuncuların kendilerini rahat hissedecekleri bir yol izlemeliydim. Uyum sağlamak zorundaydım.



Champions: Kısa dönem için etki yaratan bir teknik direktör olmakla eleştirildiniz. Yöntemleriniz kısa dönem için daha mı fazla işe yarıyor?

Mourinho: Uzun dönem, biz teknik direktörler için iyi bir mazerettir. Ben kısa dönemlik bir teknik direktörüm. Neden bir takım kurup ilk yılda başarı kazanmayalım? Aynı zamanda, bir takım her geçen gün, her geçen yıl ilerleme kaydedebilir. Ve eğer bir teknik direktör uzun süre tkaımın başında kalırsa, gelecek için de hazırlanabilir. Bu anlamda, ben uzun dönemlik bir teknik direktörüm.

Champions: Bir teknik direktör olarak zayıflıklarınız nelerdir?

Mourinho: Bunu size oyuncularımın veya eski oyuncularımın söylemesini tercih ederdim. Ben en üst düzey kişiliklerle çalışmaya ihtiyaç duyarım; çünkü oyuncularımın üzerinde çok fazla baskı yaratırım. Üst düzey kişilikler süper oyuncular haline gelirler. Yumuşak, kırılgan kişilikler ise dağılabilirler. Bunun benim zayıflığım olduğuna inanıyorum. Üst düzey kişiliklere ihtiyacım var.

Champions: Peki en büyük hatanız neydi?

Mourinho: Chelsea’den eylül yerine temmuzda ayrılmalıydım. Sadece üç ay boyunca zorlu şartlarda çalışmak yerine, gerçekten çok çok büyük bir kulübe gidebilirdim; çünkü o çok çok büyük kulüp beni istiyordu. Ve muhtemelen kariyerimin en kötü sezonu olan 2007/08, güzel bir sezon olacaktı. Yanlış bir karar verdim.


Champions: Dokuz ay boyunca futboldan uzak kalmak ne kadar zordu?

Mourinho: Zordu. Gerek ailemle gerekse yalnız başıma pek çok seyahate çıktım. Bazen de ABD’de, Afrika’da, Japonya’da futbol izlemek için geziler yaptım. Pek çok şey yaptım; ama futbolun, antrenmanların baskısını hissetmeden yaşamak zordu. Ferguson’un neden bırakmak istemediğini şimdi daha iyi anlıyorum. Ayrıca teknik direktörlerin neden 60, 65 yaşlarına kadar bu işe devam ettiklerini de. Tabi pek çoğu zihinsel ve fiziksel olarak yeterince güçlü olmadıkları için o kadar uzun teknik direktörlük yapamıyorlar. Eskiden, “Tamam, on yıl boyunca başarı, on yıl boyunca ağır baskı” diye düşünüyordum. Hayır, hayır, hayır. Devam etmek zorundasınız; çünkü bu iş çok eğlenceli. Bir teknik direktör olarak geçen her günümden keyif alıyorum. Bir galibiyet güzeldir, bir mağlubiyet ise rakip takım için güzeldir. Oyunculara başarılı olmaları için yardımcı olmak harika bir duygu. Taraftarları mutlu etmek unutulmaz. Bu işin içindeki her şeyi seviyorum.


Champions: Son yıllarda, İngiliz kulüpleri taktiksel ve fiziksel seviyelerini geliştirerek kazanacak bir bileşim yarattılar. Buna ne kadar katkıda bulundunuz?

Mourinho: Katkıda bulundum. Ne kadar olduğunu bilmiyorum; ama ilk yılımızda Premier Lig’i çok çok kolay kazandık. Bunu nedeni bizim tastamam bir takımımızın ve kurnazca taktiklerimizin olmasıydı. Nasıl baskı yapacağımızı ve hedefe ulaşacağımızı, oyuna göre hangi vakitte rakibimizi imha edeceğimizi biliyorduk. Son 20-30 dakika içerisinde ne yapması gerektiğini bilen bir yedek kulübemiz vardı. Kaç seferinde son dakikada puan kaybettik? Asla. Kaç maçı son 20 dakikada kazandık? Oldukça fazla. Sanıyorum diğer takımlar bu konularda onlardan farklı olduğumuzun ayırdına vardılar. Ama İngiltere’de üst düzey oyuncular var. İyi teknik direktörler, yabancı oyuncular ve farklı kültürlerin yarattığı bileşimler: Fransız, İngiliz, İspanyol, Afrikalı. Ve kesinlikle yüksek düzey bir tempo var. Real Madrid ile Liverpool arasında oynanan maça bakın – O maçta iki takım arasındaki tempo farkı oldukça büyüktü. (Not: Mourinho burada Liverpool’un Real Madrid’i 4-0 mağlup etiği Şampiyonlar Ligi maçından bahsediyor.)

İngiliz futbolunda, diğer ülkelerde bulunmayan bir tempo var. İtalya’da taktiklerle ilgili her şey var, tabii İngiliz futbolu da iş taktiklere geldiği zaman artık yetersiz görülemez. İspanya futbolunda yetenek, teknik kabiliyet ve beceri var. Ayrıca topla oynadıkları zaman tempoyu artırabiliyorlar. Ama topsuz oyunda, İngiliz futboluna benzemiyor. Ve şu anda farkı yaratan şey de tempo. Bu geçişlerle ilgili, topu kazandığınız ve kaybettiğiniz anlar, rakip dengesini kaybettiğinde yarattığınız derinlik. Çünkü bu seviyede her takım çok iyi organize olabiliyor, iyi bir teknik direktörü var ve sahada nasıl durmaları gerektiğini biliyorlar. Kimse böyle maçlara ne yapacağını bilmeden gelmiyor.


Champions: Yöntemleriniz hakkında açıkça konuşuyorsunuz. Kendinize sakladığınız bir şeyler yok mu?

Mourinho: Hayır. İki farklı teknik adam tarafından aynı yöntemlerin uygulanması aynı sonuçları doğurmaz. Başka bir teknik direktör tarafından soyunma odasında veya basın toplantısında tekrarlanan sözler aynı sözler değildir. Eğer kendi kimliğinizi oluşturduysanız, başkalarının sizin çalışma şeklinizi bilmelerinden korku duymazsınız. Bu benim günden güne yaptıklarım, benim işim, benim niteliklerim, bu işi yapma tarzım. Benim için sorun değil.

Kaynak: Champions Dergisi, Nisan/Mayıs 2009 sayısı, sayfa 32-35

Hiç yorum yok: