19 Haziran 2010 Cumartesi
What the...
Öyle bir dönem kapandı ki bizim için, ben hala kendimi toparlayabilmiş değilim. Sanki bittiğine inanamamak gibi bir durum var. Ertesi gün insanın yapacak hiçbir işinin olmayışı o kadar yabancılaşmış ki, gece 4'te 5'te yatan bünye sabah 8-9'da ayağa dikilmek istiyor hemen. Gözlerinizi açtığınızda yaşadığınız "Ulan... Geç mi kalktım?!" paniğinden birkaç saniye sonra, okula gitmek, proje hazırlamak ve sınava çalışmak dışında istediğiniz her şeyi yapabileceğiniz bir güne uyandığınızı anlıyorsunuz. Ne harika bir şeymiş bu be!
Buradan Elektronik, Makina vb. mühendislikler okuyacak genç arkadaşlara da seslenelim. Yapmayın, etmeyin... ÖSS senesinde adam gibi araştırın, öğrencilerle konuşun bi ne halt yediriyolar onlara, sonra seçin seçeceğiniz yeri. Yoksa o okul öyle bir yamultur ki sizi mezun olunca, o diplomayı alana kadar ne yaptınız, nasıl yaptınız, ne zaman yaptınız, niye yaptınız, anlayamazsınız; "What the..." der kalırsınız.
Bloga kesin geri dönüşümü de bu yazıyla yapmış olayım. Yaz Helvama da en samimi teşekkürlerimi sunayım blogu çekip çevirdiği için tek başına. Bundan sonra mümkün olduğunca ona ayak uydurmaya çalışacağım.
Dünya Kupası, Şili - Honduras maçıyla beraber başlangıçtaki sıkıcılığından arınmışken, yükseklik ve topa alışma evresi yavaş yavaş geride kalırken, "çalmaya başlasın" dediğimiz o lanet vuvuzelalar makul volumlerde çalmaya başlamışken, herkese iyi seyirler. Görüşmek üzere.
29 Mart 2010 Pazartesi
27 Şubat 2010 Cumartesi
İstanbul'da Midye Şoku
25 Şubat Perşembe günü İstanbul'daki midye tüketiminin tuhaf bir biçimde, büyük bir artış gösterdiği tespit edilmiş. Esnaf özellikle midye tava satışındaki inanılmaz artıştan sonra midye dolmayı menülerinden kaldırmayı düşünüyormuş. Artışın ardındaki sebep ise hala belirlenebilmiş değil. Sosyologlar satışlardaki patlamaya aylardır İstanbul görmemiş bir memur şehri kaçkınının sebep olabileceği yönünde emin konuşurken, esnaf "Bunu yapan insan olamaz!" şeklinde çığlıklar atıp sağa sola koşuşturuyormuş. Yetkililer ise midye tüketiminin bu hızda devam etmesi halinde önümüzdeki günlerde midye fiyatlarında büyük bir artışın yaşanabileceğini söylemiş. Ben dedim dimi dönmeden biraz daha yiyelim diye?
2 Şubat 2010 Salı
Note to Self #3
* İçi boş bir ev tut. İçi hep boş kalsın ama komşuların güzel olsun.
* Meyhaneli falan bir şarkı varmış, neymiş o şarkı; öğren.
* Komşuya özür pastası yap.
* Tuğcu'nun köpeğine el koy. Haketti.
* Wireless şifresi, bir kızın ilişki durumu hakkında çok ciddi ipuçları verebilirmiş.
* "Zaman her şeyin ilacı" lafına kulak asma. Zira kendisi ilaç olduğu sırada uçup gitmesini de iyi biliyor.
* E o zaman "çivi çiviyi söker".
27 Aralık 2009 Pazar
Ekmek Arası Doğum Günü
Nice mutlu yıllara

20 Aralık 2009 Pazar
Hoşçakal Cumartesi

Pazar günlerindeki ruh halimden bahsetmiştim. Öğle sonrası, huzurla geçireceğiniz son tatil saatlerinin habercisi olur. Üzerinize bir miskinlik çöker. Bu miskinliği üzerinizden atmanın hiçbir yolu yoktur. Bu miskinlikten keyif almayı öğrenmeniz gerekir bir şekilde.
Bu kötü hissin çocukluktan gelen bir pazartesi sendromundan kaynaklandığını, ta o zamanlardan zihnime yerleştiğini düşünüyorum. Ama o kadar derinlere kök salmış ki zamanla; bunun işe veya okula gitmeye üşenmekten çok daha öte bir şey olduğunu hissediyorum. Pazar günleri sanki etrafımdaki her şey sessizleşiyor. Sanki kıyamet kopmuş, herkes gitmiş ve gün doğarken bir tek ben kalmışım. Hele bir de kapalı bir hava ve yağmur varsa değmeyin keyfime...
Pazar şarkıları işte tam bu noktada giriyor devreye. O yalnızlık ve sessizlik hissini huzurlu dakikalara dönüştürebilmem için hayaller kurmamı sağlıyor.

Mesela Havana sokaklarında, gün batımına dakikalar kala, aylak aylak yürümek. Belki elimde nefis bir puro. Kulaklarımda Ibrahim Ferrer'in samimi sesiyle hayat bulan bir Buena Vista Social Club şarkısı.

Veya Santorini'de, dünyada görebileceğiniz sayılı gün batımı manzaralarından biri eşliğinde, buz gibi bir bira yudumlamak. Hiçbir şey düşünmeden, sadece güneşi ve denizin sakin kıpırtıları üzerinden size uzanan o ışıltılı koridoru seyretmek.
Ya da en güzeli, benim için mutluluk ve huzur timsali olan bir yerde, Café del Mar'da, dünyanın en yatıştırıcı müziği eşliğinde rengarenk bir kokteyl içmek. Ve bunu yaparken İbiza cennetine sığınmış yüzlerce insanla, aynı sahilde, İbiza'nın en huzurlu ve en güzel noktasında, aynı güneşin aynı yelkeni teğet geçişini, aynı sessizlikle izlemek. Kimsenin çıtını bile çıkarmadığı o sessizliği bozan tek şey, Café Del Mar'ın kendisiyken. Gün birazdan batacak. İnsanlar kısa bir süreliğine odalarına çekilip geceye hazırlanacak. Gece yarısına kadar aylak aylak dolanıp ucuz bira arayacaklar. Ve sonra o günün gece klubüne doğru akın edecekler. Binlerce kişi, aynı devasa mekanda. Alkolle tatlı tatlı dönen başım ve sanki gök mavisi bir açıklığa erişmiş gibi ferahlayan ruhum, sıkıntı nedir, bilmeyecek. Etrafımdaki herşey olağanca kuvvetiyle bağıracak, sanki gün batarken herkes yeni bir dünyaya gelmiş, hep beraberiz. Yağmurlu bir pazar gününe o kadar zıt ki... Saatler süren, huzur veren bir kaos. Ta ki Café Del Mar'da uğurladığımız güneş, bizi odamıza uğurlayana kadar. Bir sonraki nöbet değişimi yine gün batımında, yine Café del Mar'da.Evet, bu pazarın müziği Café del Mar'dan olmalı. Balear Adaları'nın simgesi olmuş sesi, yöresel ama bir o kadar da evrensel olmayı başarmış zaman içinde. 16 senedir devam eden derlemelerin bu en sonuncusu, dinlediğim anda beni sakinleştirebilecek bir etkiye sahip. 2 CD dolusu 32 şarkı ve hepsi o sahilde içmeyi hayal ettiğim kokteyl kadar yumuşak ve serin.
32 şarkı içinden buraya parça seçmek zor oldu ama "Autumn Leaves / Les Feuilles Mortes" dikkatimi çeken ilk şarkıydı. Bilmeyeni yoktur herhalde. 1945'te kaydedilmiş bir Fransız şarkısı adından da anlayabileceğiniz gibi. 1947'de İngilizce'ye çevrilen şarkının sürekli yeni versiyonları kaydedildi.
Diğer bir şarkı ise "Hear Me." Smooth jazz mi dersiniz, chillout mu, bilemiyorum. Ama anlattığım günbatımı karelerini gözümün önüne getiren bir şarkı. "Sunday rises, Saturday says goodbye." sözleriyle cumartesinin veda edişini çok güzel dramatize ediyor ayrıca.
Yazıyı bitirirken derlemenin listesiyle kapanışı yapayım. Havana'da görüşmek üzere.
CD1
01 - Cécile Bredie - The Autumn Leaves (Les Feuilles Mortes)
02 - Noise Boyz Ft. Io Vita - Declaration Of Love
03 - Roberto Sol & Florito Ft. Martine - Won't Give Up
04 - Ivan Tucakov - Gypsy Love Mix
05 - Andreas Agiannitopoulos - Cause I'm Not Sorry
06 - Clélia Felix - Dancing With The Sun
07 - Ingo Herrmann - Rain Of Love
08 - Bas (Stefano Baldetti) - Aethalia
09 - Aware - En Busca Del Sol
10 - Yuliez Topaz - A Miracle
11 - Son Electrico - Come With Me
12 - Romu Agull - Sueos
13 - Thomas Lemmer - Fatigue
14 - Mark Watson - Long Flight Home
15 - Future Proof - Sea Bird
16 - Elmara - Sky In Your Eyes
CD2
01 - Gary B - Stronger Love
02 - Koru - Hear Me
03 - DaB - You And Me
04 - Valentin Huedo & Atfunk - Stay With Me
05 - Lenny Bizarre - El Viejo Pescador
06 - Alexandre Vögele Ft. Jillene Luce - Inner Music
07 - Alejandro De Pinedo - Hotel Utopia
08 - Ludwig & Stelar - How Does It Feel?
09 - Villablue - On My Mind
10 - Schwartz & Funk - Savannah Sunset
11 - Steen Thrøttrup - If You Were Here Tonight
12 - Soulchillaz - Promised Land
13 - Rue Du Soleil - Atlantis
14 - Jesus Mondejar - Acoustic Feeling
15 - Paul Hardcastle - Don't You Know
16 - Toni Simonen - Terrace
10 Aralık 2009 Perşembe
Note to Self #2
* Aralık başında bitirme projesinin "yarısını bitiren", 20'li yaşlarına geldiği halde "ev ödevi"ni sektirmeden, hatta iki hafta önceden yapan temiz yüzlü ama içi geçmiş arkadaşlarımız (arkadaş dediysem, lafın gelişi); gitmek için can attığınız Amerika'da bir söz vardır, bildiniz di mi?
* Microp labında yap(ama)dıklarına bak, bir de kendine bak. Hala aynı şeyi okumak istiyor muyum?
* Tatil öncesi hasta olduysan kendini karantinaya al. Yoksa o tatil asla yakanı bırakmaz.
* Dünya Rakı Haftası'nı geçen senelerde neden kutlamadık? Her fırsatta kutlayarak acısını çıkar.
* Maradona'yı da rakı içmeye çağır. Ama dikkat et, başka şey içirmesin.
* Sigara içen "Note to Self" güzeli arama; Scarlett'ten güzeli yokmuş.
* Aralık'ta hava sabahın yedisinde bile karanlık olurmuş.
* Eğer şu an doğru yerde olsaydım, bir çorbadan çok daha azı ile, son iki senede yaşadıklarımdan çok daha fazlasını hatırlıyor olacaktım.
* Gittiğin her yerde gözlerinin aradığı "biri" varsa, ama "biri" itibarıyla bu dünyanın en saçma şeyiyse, şöyle bir silkelen ve kendine gel. (Check.)
* Gördün mü? Şimdiden "Yuh, amma saçmalamışım!" dedin.
* Fenerbahçe'nin durumu ne kadar kötü olursa olsun, Galatasaray'ın puan kaybettiği bir maçtan sonra Akın'ın telefonlarına çıkma. Bu kadar da olmaz ki kardeşim :)
* Aziz Yıldırım'dan öğrenmemiz gereken çok şey var. Helal olsun. Kendisine "Dön Bebeğim" isimli şarkıyı armağan et.
* Bıvakıyovum blog yazarlığını!
26 Kasım 2009 Perşembe
The Grinch ve Kurban Bayramı!

19 Kasım 2009 Perşembe
9 Kasım 2009 Pazartesi
Note to Self #1



