7 Ekim 2009 Çarşamba

Hollywood'un Harry'leri



İki gün içinde izlediğim ve başkahramanları Harry isimli şahıslar olan "The Trouble with Harry" ve "Dirty Harry" isimli iki filmin analizini bu ilginç tesadüften de yararlanarak bir arada yapmaya karar verdim. İki filmin birlikte incelenmesinin klasik Hollywood sinemasının karakteristik özelliklerini görmemiz açısından da faydası var. Ayrıca Harry Kewell ile ilgili başlık açacak arkadaşlar da bu meşhur başlıkları kullanabilirler.

Öncelikle 1955 yapımı bir Hitchcock filmi olan "The Trouble with Harry" filmi ile başlayalım. Hitchcock'un kendi stilinin dışına çıkarak (afişteki "The unexpected from Hitchcock" yazısına dikkat) komediye daha yakın duran bir film çektiğini görüyoruz. Filmin standard Hollywood hikayesinin içindeki en büyük keşif sonradan 6 kez Oscar adayı olan ve "Terms of Endearment" filmiyle bu ödüle layık görülen güleryüzlü aktris Shirley MacLaine. Zaten Hitchcock da bu keşfinin farkında olmalı ki jenerikte isminin başına "Introducing: Shirley MacLaine" diye bir ek de yapılmış. Hem komediye yakın tarzı hem de Shirley MacLaine'in varlığı ister istemez Billy Wilder senaryolarını anımsatıyor; ancak film Wilder senaryolarının dinamizmini yakalamaktan biraz uzak. Bir dönem Hollywood filmlerinin olmazsa olmaz kavramları romantizm, ailenin kutsallığı (o kadar ki bir ceset yok etme işinde ortaklık kuran iki kişi ilişkilerinin seyirci gözünde meşru sayılması için tanıştıkları gün içinde(!) evlenme kararı alıyorlar) ve seyirciyi memnun edecek bütün olaylar (yıllar boyu resimleri satılmayan bir ressamın bir milyonere denk gelerek bütün resimlerini satması gibi) senaryoda mevcut. Tüm bu nedenlerle senaryonun üzerine düşünülecek bir noktası bulunmuyor. Zaten Hitchcock da filmlerle ilgili önceliğinin eleştirmenlerin değil seyircinin beğendiği filmler yapmak olduğunu filmdeki bir sahnede özetliyor. Bu sahnede resimleri satın alacak milyoner yanındaki arkadaşının bir eleştirmen olduğunu ve Sam'e (ressam) resimlerinin ne kadar güzel olduğunu arkadaşının açıklayabileceğini söylüyor. Sam ise "Arkadaşınızın görüşüne ihtiyacım yok. Benim resimlerimi alacak olan sizsiniz. Önemli olan sizin ne düşündüğünüz" diyerek Hitchcock'un sanat hakkındaki görüşlerini ortaya koyuyor.

İkinci Harry filmimiz ise yasal süper kahraman kimliğiyle ortaya çıkan, sonrasında ise yasaların kendisine ayakbağı olmasından ötürü onları da hiçe sayması gereken polis Harry Callahan, nam-ı diğer Dirty Harry. Bu filmi incelerken çizgi roman kahramanlarının Amerikan imajını nasıl oluşturduğunu hatırlayalım. Soğuk Savaş dönemindde ABD'nin kendisine biçtiği ve dünyaya ezberletmeye çalıştığı imajı "özgürlüğün savunucusu dünya polisi" olarak özetleyebiliriz. Bu dünya polisi, aynı süper kahramanlar gibi sırtını yasalara dayama gereği duymadan, kendi suçlu gördüğü kişilere ceza kesme hakkına sahipti. Örneğin Küba'da, Vietnam'da komünist devletlerin kurulması, serbest piyasa düzenine sekte vuracağından, ABD bu ülkelere "özgürlük ihlali" bahanesiyle müdahele edip, ülkelerin insanlarını öldürerek "özgürleştirme" ve ülkeleri sömürme hakkını kendinde görmekteydi. Bu imajını da sıkça süper kahraman imgelerine dayandırmaktaydı ve uluslar arası platformda meşruiyet aramak gereğini görmemekteydi. Hem zaten yasaları uygulamaya ne gerek vardı, karşımızdakiler besbelli "kötü"ydü. Bunlar, banka soyguncusu, tecavüzcü, komünist, terörist veya ABD'yi vurmak için nükleer bomba üreten psikopatlardı. Bu kavramların hepsi sinema ve televizyonun yüksek hızda işlenen dünyasında karmakarışık bir hale getiriliyor ve biri diğerinden ayrılmaz genelgeçer bir "kötü insan" tanımlaması oluşturuluyordu. Bu politikanın sonuçlarını Irak Savaşı ile hala yaşamaktayız.

Dirty Harry de bu Amerikan imajını pekiştirmek üzere sunulmuş, modern Western olarak görebileceğimiz bir film. Sokak ortasında halkın güvenliğini umursamadan banka soyguncularıyla çatışmaya giren manyak polis Harry Callahan, senaryoda hiç bir özelliği bizlere tanıtılmayan tecavüzcü, şantajcı, rahip vurmaya kalkan; ama niye 200.000 USD istediği belli olmayan, seyircinin korktuğu saf kötü karakteri yakalar ama ona işkence etmesi, sorgu öncesi haklarını belirtmemesi, arama izni olmadan bir binaya girmesi gibi sudan (!) sebeplerden ötürü mahkemeler kötü adamın serbest burakılmasına karar verir. Üç kişiyi öldürmüş ve bir kişiye tecavüz etmiş bir adamın serbest bırakılmasının saçmalığı bir yana, polisin işleri yasalara uygun yapmamasına "N'olacak yani, o adam kötü" diye düşünmemizi isteyen, yani faşizme açıkça kapı aralayan bir filmle karşı karşıyayız. Suçlunun serbest bırakılmasından sonra yasalara inancı kalmayan Dirty Harry, işleri kendi bildiği şekilde düzene sokar ve 6 çocuğun hayatını tehlikeye atarak (tabii ki çocukların burnu bile kanamaz ve seyirci de sorgulama yapmak gibi zahmetli bir işe sürüklenmez) suçuluyu öldürmeyi başarır(!). Tam da Amerikan politikasının ihtiyaç duyduğu istediği adamı öldürme hakkını kendinde görmüştür Dirty Harry. Neyse ki son dönem Hollywood son dönemde bu kötü niyetli filmlerin yerine daha sorgulayıcı filmler yapmaya başladı. Bir seri katilin şehirde yarattığı korkuyu çok iyi betimleyen David Fincher'ın Zodiac ve yasalar üstü güçlerin varlığını süper kahraman kimliği üzerinden sorgulayan Christopher Nolan'ın The Dark Knight filmlerini,Amerikan film endüstrisinin geçirdiği aşamayı görmemiz açısından kayda değer filmler olarak sayabiliriz.

Hiç yorum yok: